+ Konuya cevap ver
Gösterilen Sonuçlar : 1 ile 20 arası , toplam 20

Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

  1. #1
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Exclamation Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"
    --------------------------------------------------------------


    Her halkın kendine ait bir adı olur ve kendi toplumu içinde bu adla tanınır. Bir halkın, bu şekilde kendini adlandırmasına endoetnonim denir. Bazen her hangi bir halkı komşuları da adlandırır. Bu tür dış adlandırmalara da ekoetnonim denir. Genellikle, dış adlandırma, halkın özelliklerine, hayat tarzına, yaşadığı coğrafyanın adına, hatta giyim tarzına göre verilir. Bu da belirli tarihî-siyasî şartlarla ilişkili olarak zaman zaman değişebilir; fakat halkın kendi içindeki millî adı, binlerce yıl yaşar, çok nadir hallerde unutulur. Etnonim biliminin bu kanunları Ermeni adı için de geçerlidir.



    Asıl adları olan Hay etnonimi, bugün Ermeniler arasında yaşadığı halde, Gürcüler onlara Somehi, Kürtler File, biz ve başkaları Ermeni diyoruz. Ancak Ermeni etnonimi ilk dönemlerde bugünkü Haylara değil, tamamen başka bir dile ve medeniyete mensup Subar Türklerinin Ermen adlı boylarına aitti. Haylar ise, Ermenistan’a geldikten epeyce zaman sonra, özellikle de Hıristiyanlığı kabul etmelerinin ardından, civar bölgelere yayıldıkça bu yeni ekoetnonimle adlanmışlar; zira bazı komşu halklar, tabii olarak onları Ermenistan halkı olarak tanımışlardır. Haylar da, aynı Ermen boylarının adını benimsedikleri gibi, alfabe değiştirip kendilerine tarih yazarken, onların eski tarihini de kendilerine mâl etmişlerdir. Bu sebeple de, Ermeni adının kaynağından bahsederken, gereken şartlardan biri, sonraki sahte Ermeniler(pseudo-ermeniler) (Haylar) ile asıl eski Ermenlerin ayrılmasıdır.



    Bu adın kaynağından bahsetmek için, hangi tarihî çağlarda, hangi coğrafî mekanda, hangi halkın dilinde ve adında kullanıldığını araştırmak gerekir. Bu adın kullanım tarihine bakarsak, çok eskiden mevcut olduğunu görürüz. Kullanım sahasına baktığımızda ise, bu ada Altay’dan Tuna nehrine, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar muhtelif coğrafî arazilerde, özellikle eski Azerbaycan’da rastlarız. Tarihin muhtelif çağlarında Mitanni devletinin, Sami dil ailesine mensup Arami gruplarının, Kafkas dilleri ailesine mensup Hurri-Urartu halklarının, Doğu Germen (Ostrogot) boyunun ve Türk dilli Subar, Bulgar, Mitan boylarının bu adla doğrudan veya dolaylı ilişkilerine ait bilgileri de buraya ilave ettiğimizde ve sonraları Balkan yarımadasından Ermenistan’a gelen Hay gruplarının da burada “Ermenileştiği”ni dikkate aldığımızda, zaman ve mekan ölçüleri çok büyük olan Ermeni adının kaynağını açıklayabilen dil ve tarih delillerini toparlayıp genel bir sonuç çıkarmanıno kadar da kolay olmadığını görürüz.



    Önce Ermeni adı ile ilişkisi olan Arman, Arme toponimleri ve Aramey etnonimi üzerinde duralım; çünkü bilim adamlarının çoğu Ermeni adının kaynağından bahsederken bu sözlere dayanırlar (4; 9; 10; 13; 14 vs.) Arman ve Armi yer adları M.Ö. III. bin yıldan beri kullanılmaktadır. Arman toponimine Akad kralı Naram-Suen (2236-2200) ve onun babası Büyük Sarkon’aait yazıtta raslarız:



    1. SAG.GİŞ.RA Ar-ma-nimki u Eb-laki

    2. Ar-ma-namki u Eb-laki (1, 285)



    Buradaki Arman ve Ebla bölgelerinden Ebla’nın nerede bulunduğu bilinse de, diğeri hakkında somut bir belge yoktur. Bunun için de, yeni bulunan yazıtlarda adı geçen Arme toponimini Arman ile aynîleştiren araştırmacılar vardır. Bence, bunlar aynı bölgede yerleşseler de, ayrı ayrı yer adlarıdır. 25 yıl önce İtalyan arkeologları kuzeybatı Suriye’de Halep’in güneyinden eski Ebla şehir devletinin arşivlerini buldular. Sümer-Akat yazı sistemi ile şimdiye kadar bilinmeyen bir Sami diyalektinde yazılmış bu kil tabletlerde çok sayıda yer adı ortaya çıktı. Bunların büyük bir kısmı, o devir için malum Sümer, Elam, Sami, Hurri ve Hint-Avrupa dillerinden hiç birine ait değildi (1, 336). Bu toponimlerden biri de, bazı metinlerde tekrarlanan Armeadıdır.



    1. dra-sa-ap ar-miki “Arme şehrinin tanrısı Rasap”
    2. 3 Ar-miki al-KU Gi-za-anki “Kızanda olan 3 Armili”
    3.Eb-laki wa Ar-miki “Ebla ve Armi”
    4. 4 GİŞşilig 1 ninda ku-li en-en Ar-miki “Armi beyinin dostları için 4
    GİŞşilig 1 aş (çörek)”



    Buradaki “Ebla ve Arme” ifadesi ile Akat yazısındaki “Arman ve Ebla” deyimi arasında yakınlık görüp Arman toponimini Armi ile birleştiren araştırmacılar olduğu gibi, beş bin yaşında olan bu Arme bölgesinin, Hayların vatanı olduğunu iddia eden Hay-Ermeni bilim adamları da vardır. İ.M. Dyakkonov, bununla ilgili olarak şöyle yazar: “Bazı bilim çevrelerinde, Ebla ile komşu olan Siriya şehri Armanum’un adı olağanüstü bir ilgi uyandırmıştır; bir çok toponim ve etnonim metinlerinde karşılaşılan ar-miki (morfemi) şöyle bir ümit doğurur: ‘Acaba burada Ermenilerin kaynağını veya atasını göremez miyiz?’ Eblait metinlerinde zikredilen Ermenilere dair mit,kutsal kitaplardaki şehirlere ait mitler gibi erimeye mahkumdur.” (4, 336).



    İ. M. Dyakkonov, fikrini devam ettirerek şöyle der: ”Ermeni adı Haylar arasında hiçbir zaman kullanılmamıştır. Bu adı onlara başka halklar vermişlerdir. Ayrıca, Armanum yer adı, Armi ve Arami etnonimleriyle ilgili olup ‘göçer’ anlamı bildiren Aramey boyunun adından türemiştir.” (4336-337).



    Müellifin, Hay-Armi meselesiyle ilgili fikirleri doğrudur, fakat Arman ve Armi adlarının ikisinin de Arameylere bağlanması, fazla inandırıcı değildir; çünkü Türkçedeki vokal zenginliğine oranla, Sami dillerinde vokaller azdır ve bunların değişmesi gramatik yük taşır. Burada morfemlerdeki farklar da şüphe doğurur. Bunu aynı adlar arasında paralellik arayan Paul Garelli de “Ebla arşivindeki toponimler hakkında kayıtlar” adlı makalesinde itiraf etmiştir (I, 285) Bundan başka, Arman toponimi Türk halklarının onomastikasında ve proto-Azer boyları olan bölgelerde geniş olarakyayılmıştır.



    Arman (Başkurt Türklerinde çağdaş toponim)
    Arman (Aşkabat yakınlarında eski Türkmen şehri)
    Arman (Kerkük’ten aşağıda, Dicle yakasında dağ adı, M.Ö. XV-XII.asır)
    Arman (Kassi devri, Diala üstlerinde bir şehir; Alman olarak da okunur)
    Arman (Urmi kuzeyinde Zengi boyu, M.Ö. VIII. asır)
    Armanku (Kızıl Denizin yukarı kıyısında bir toponim, M.Ö. VIII. Asır)
    Armait (Mana’da Ziviye yakınlarında bir şehir, M.Ö. VIII. Asır)



    Bu listeyi uzatmak mümkün, ancak şimdilik bunlar yeterlidir; zira Türk halklarının dilinde Arman toponiminin muhtelif bölgelere taşındığını görebiliriz. Arme adını da, sadece Arameylere bağlamak doğru değildir; çünkü Arameyler hem bu adın kullanıldığı tarihten bin yıl sonra aynı topraklara gelmişler, hem de Arme toponimi Subar-Hurri boylarının yerleştiği bölgenin adı olarak kullanılmıştır. Yukarıda, Ebla yazıtlarında gördüğümüz Arme toponimi de, daha çok şehir ve bölgelere ad olmuştur. Aynı metinlerde “4 kişilik aş (çörek)” gibi ifadeleri bir tarafa bırakırsak, “Armi’li Dumur” ve “Uti beyi Tamur-lim” ifadelerindeki “demir” sözü, “Arimu’nun yaşadığı Abarsila bölgesi” (1, 251, 310) ifadesindeki (a)barsil enotoponiminin (?)Sami dilleri ile izahı zordur.



    Subarların yaşadığı Arme bölgesine geçmeden önce, aynı toponimin bugünkü Suriye’nin kuzeyinde değil, oradan hayli yukarıda Dicle’nin yukarı kollarından Zebene-su çayı yakasında olduğunu kaydedelim ve Mitanni devletinin merkez bölgelerinden olduğunu dikkate alıp Mitan boyları hakkındaki tarihî belgeleri gözden geçirelim; çünkü hakkında konuştuğumuz “Ermeni” adı ilk defa Armini şeklinde M.Ö. VI. Asırda aynı bölgede ortaya çıkmıştır ve aynı etnonimin bugünkü ilmî literatürde bilinen en eski tarihini yansıtır. Diclenin yukarı kıyılarında Urartulardan önce görülen Hurri boylarının Armini adı ortaya çıkana kadar, buradaki Subarlarla en az bin yıl iç içe yaşadıkları, tarihî kayıtlarda mevcuttur. Bu durum, belirli çağlarda belirli dilli grupların konfederasyonu için tabii şartları yaratmıştır ve Hurriler esasen Subar boylarından olan Mitan grupları ile karışmışlardır; çünkü Hurrilerin kurduğu devlet daha çok Mitan adıyla tanınırdı. Mitan kralı Tuşratta, Mısır firavunu III. Amonhotep’e (M.Ö. 1455-1424) yazdığı uzun mektubunda, ülkesinin adını Hurrice Hurrohe, mektubun Akatça olan kısmında ise, Mitani olarak adlandırmıştır (10, 95). Bizi ilgilendiren Arme bölgesinin Mitani ülkesinin ortasında olması ve Mitan boylarının yaşadığı topraklarda, gittiği yerlerde daima Arman, Ermen toponimlerinin, Ermeni etnoniminin ortaya çıkması gerçeklerini göz önünde tutarak, Mitan boyları hakkındaki bazı belgeleri gözden geçirelim.



    Habur ve Balık ırmaklarının (Balık hidronimi de Eski Türkçedir.) yukarı kıyılarında Batı Hurri boylarının kurduğu devletin (M.Ö. XVI-XIII. asırlar) başkenti Vaşşukanni idi ve ülkenin tamamı, Samice Hanikalbat, Mısır yazısında ise Naharain “İki çay ülkesi” olarak biliniyordu (10, 93). Fakat Hurrilerin doğu boylarından bazı gruplar Dicle’nin orta kıyılarına ve sol yakasına, bugünkü Kerkük bölgesine kadar gelmişlerdi. Bu sebeple de, Hurri izleri batıda Filistin’e, doğuda Güney Azerbaycan’ın güneybatı sınırlarına kadar kendisini gösterir. Elbette, Kafkas eteklerinden Ön Asya’ya gelen Hurriler, böyle geniş ve birbirinden uzak bölgelerde nüfuz sahibi olmak için, Asur baskısı altında yerli Subar boylarının yardımına sığındılar; onların gücünden yararlandılar. Bu sebeple, kaynaklarda Hurri şahıs adları ile zikredilen ve ilmî literatürde Hurri adı olarak sunulan Ariyen (Aryan adı Altay Türklerinde yaygın olarak kullanılır.) adından tutun da, Daşuk, Kaltuk, Siluk, Dada, İkita, Umbin-Api, Puta gibi adlara kadar Subar-Mitanantroponimi ile ilgilidir.



    Huri-Mitan devleti dağıldıktan sonra, Mitan boyları muhtelif bölgelerde ayrı ayrı derebeylikler şeklinde yaşayan diğer Subar boyları gibi zaman zaman şu veya bu devletin nüfuzuna girdiler ve bir kısmı İç Anadolu’ya bir kısmı da Urmi gölü havzası ile Orta Asya taraflarına göçtü; çünkü sonraki tarihlerde Mitan boy adı, aynı topraklarda hâlâ hatırlanıyordu. Kumuş’taki Özbekler arasında Moytan soyunu kaydeden XIX. asır büyük Kazak aydını Çokan Velihanov, Özbeklerdeki Mink, Diyahli, Barkut, Karakalpak, Katakan boylarının yanında Mitan boyunun da adından söz eder (11, 256). Harezm-Mitan ilişkisinden bahseden L.S. Tolstova, Karakalpak-Müyten boyunun atası Tamin Bey’in Kaptav (Kafkas) taraflarına gerçekleşen seferiyle ilgili efsaneyi kaydetmiş; Orta Asya ve özellikle Buhara bölgesinde Mitan boyları ile alakası olan bir çok etnotoponim olduğunu ve Mada-Mitan gibi toponimlerin X-XII. asır kaynaklarında zikredildiğini göstermiş ve bu boyların İran dilli olduğunu söyleyenlere karşı çıkmıştır: “Fakat yukarıda geçen bilgiler, (mes. Zerefşan Mitanlarının efsaneleri) yeni ihtimalleri ortaya çıkarmaktadır. Efsaneye göre, onların ataları Urmi (Güney Azerbaycan)ırmağı kıyısında yaşamışlar ve eski ismi Man imiş. ” (17, 246-253).



    Mitan boylarının Anadolu ve Azerbaycan bölgelerinde yaşaması hakkında Herodot ve Strabon derin malumat verir ve bu malumatlar, en az beş asırlık bir devri (M.Ö. V-M.S.I) kapsar. Eski Azerbaycan arazisinde Dicle’nin iki sol kolu olan “Büyük ve Küçük zap çaylarının Matien bölgesinden geçtiği”ni yazan Heredot, Matien boylarının İç Anadolu’da ve Urmi gölü havzasında yaşadıklarını kaydeder: “Yunanlılar, Kapadokyalılara Suriyeli der. Bu Suriyeliler, Pers hakimiyetine kadar Madalara tâbi idi; sonraları Kuruş’a tâbi oldular. Med ve Lidya krallıkları arasındaki sınır, aslında Halis çayıdır, ki bu da, Armen dağlarından başlayıp Kilikya’dan geçer ve sağında Matien, solunda Frikya bölgelerini bıraktıktan sonra kuzeye dönerek Kapadokyalı Suriyelilerle sol yakadaki Paflagonyalılar arasındaki tabii sınıra çevrilir (I, 72). Kuruş, Babil üzerine yürürken Gind (Diyala) ırmağına rastladı. Kaynağı dağlık Matien bölgesi olan bu ırmak, Dardanların toprağından geçip Dicle’ye dökülür (I, 189). Araz (Kızılırmak) ırmağının kaynağı ise, Matien dağlarıdır. Kuruş’un 360 kanala ayırdığı Gind çayı da, aynı dağlardan geçer (III, 94). Matien, Saspir ve Alarodilere 200 talant vergi konmuştu. Bu 18. daireydi (I, 202). Burada Kilikya’dan sonra Ermeni arazisi gelir; zengin otlakları vardır. Armenilerden sonra Matienlerin bölgesidir. Sonra Kissilerin ülkesi ve Hoapsi çayı yakasında büyük kralın oturduğu ve hazinesinin bulunduğu Sus şehri yerleşir.” (V, 49).



    Kızılırmak’ı Araz diye adlandıran Heredot’a itiraz eden Strabon (s. 500), söz konusu Matien, Armeni, Mada boylarının adından yapılan etnotoponimler hakkında şunları yazar: “Ksanf’ın dediğine göre, Artaksersin devrinde büyük kuraklık olmuş, ırmaklar, göller ve pınarlar kurumuştur. Ksanf, denizden uzak bir çok yerde –Armeniya, Matien ve Frigya’da- balık kulağı şeklinde taşlar görmüştür (I, 1.4). Mada eyaleti Matien...” (II, 1.14); “Aynı şey Mada, Matien, Armeniya Sakasena ve Areksena bölgelerinde de mevcuttur.” (XI, 7.2); “Girkanların öbür tarafında Derbikler yaşar; Kadusiler ise Parahoafr dağı eteğinde Mada ve Matienlerle komşudur.” (XI, 7.8); “Bu bölge (Atropatane) Armeniya ve Matien’dan doğuda, Büyük Mada’dan batıda ve her iki ülkeden kuzeyde yerleşmiştir. Güneydeen Girkan denizinin aşağı burnuna ve Matian’a yakınlaşır.” (XI, 13.2); “Sonra derler ki, önceleri küçük bir ülke olan Armeniya Artaksiy ve Zariadrın kazandığı savaşlar sonucunda genişledi.” (XI, 14.5); “Armeniya’da büyük göller var. Biri Mantiana adındadır ve anlamı “gök rengi”dir. Bu gölün Meotid’den sonra en büyük tuzlu göl olduğunusöylerler. Atropati’ya kadar uzanır.”(XI, 14.8).



    Mitan (matian, matien, moytan) boyları hakkında söylenenlerden, bunların M.Ö. II. bin yılın ortalarında Maveraünnehir’in kuzeybatısında Kafkas dil ailesine mensup Hurrilerin devlet kurmasına yardım ettikleri ve devletlerinin Mitan adını taşıdığı sonucu çıkarılabilir. Bu devletin etnik temeli olan Subar (Mitan)-Hurri boyları kuzeybatı Suriye’den doğuda Dicle kıyılarına kadar (Kerkük) muhtelif

    mıntıkalarda yerleşmişler; Mitan-Ermen boyları da Saka-Kımer boyları gibi aynı halkın soy belirleyicisi olmuşlar ve milattan önceki tarihî belgelerde birbirlerine komşu arazilerde kaydedilmişlerdir. Mitan devleti dağıldıktan sonra, bunların bir kısmı Anadolu’ya bir kısmı da Azerbaycan ve Orta Asya’ya göçmüştür. Heredot devrinde (M.Ö. V. asır), Mitan-Ermen boyları, İç ve Doğu Anadolu’da, Urmi gölünün dört yanını çeviren havzada görülürler. Strabon devrindeki Matien bölgesi, Mada ülkesinin eyaleti olarak zikredilir. Sonraki asırlarda Mitan boyları, Türk halklarının (Özbek, Karakalpak) bir boyu olarak zikredilir.

    Subar (Mitan) boylarından bir kavmin adı olan Ermen etnonimi, sadece eski Anadolu ve Azerbaycan’da değil, Orta Asya ve hatta Baykal gölünün arkasındaki “Erman dağları”na kadar yayılmıştır ve buralarda Erman köyü (Özbekistan’da), Eriman dağı (Kazakistan’da) gibi toponimler kullanılır. Ermen gruplarından güney Azerbaycan üzerinden Sibirya tarafına gidenler olduğu gibi, Azerbaycan’ın kuzeyinden Kafkas dağları tarafına geçenler de olmuştur. Azerbaycan’ın kuzeyindeki (Daryol, Demirkapı) geçit yolları, bu belgelerin izini Osetiya’da Erman toponiminde ve Samur ırmağı deltasındaki Armen-kala adlı eski, küçük bir şehrin adında saklar. Eski Ermik kenti, ermi//armi boyunun izini sakladığı gibi, Ermin adlı Başkurt boyu da, eski Ermeni etnonimini yaşatır. Azak yakasından bugünkü Bulgaristan’a gidip devlet kuran Tuna Bulgarlarının bir boyu da Ermi adındaydı ve oradaki Ermenli Türk kentinin adı 1934’e kadar yaşadı, sonra Drakaş-voyvoda adıyladeğiştirildi.



    Tarihten bellidir ki, güney Rusya çöllerine M.Ö. VIII. asırdan itibaren Saka boylarıyla başlayıp M.S. XII. asra kadar devam eden Hun, Bulgar, Subar, Hazar ve Kuman-Kıpçak boylarının göçleri ve buralarda zaman zaman kurulan devletlerin tarihi, aşağı yukarı iki bin yıllık bir devri kapsar. Tuna Bulgarlarında olduğu gibi, Saka boyları içinde de Armini etnonimine rastlamak mümkündür. Saka hükümdarıSkilur öldükten sonra, Olviya şehri civarında oturan Armeni boyundan savaşçılar, bu şehrin yardımına koşarlar. “Armeni okçuları” ifadesi, burada bulunan yazıda da kalmıştır (18, 53). Burada, milattan sonraki ilk yıllarda Doğu Germen (Ostrogot) boylarından Herusk topluluğunun liderinin adı Arminiy idi. 375’te Hunlar tarafından öldürülen Erman-arih de Doğu Got boyunun lideriydi. Görüldüğü gibi, Karadeniz’in yukarı kıyılarında Türk ve Doğu Germen boyları içinde armeni//erman//ermi//ermen adlı etnonimlerin izleri vardır. Genellikle, Germen-Saka teması Doğu Avrupa’da Germen-Hun çağından hayli önce olmuş ve bu toplulukları Kırım civarında asırlarca komşu olarak yaşamışlardır. Bu sebeple de, bazı söz ve morfemlerin Germen ve Türk dillerinde aynı şekilde kullanılması ve aynı aynı anlamı taşıması şaşırtıcı olmamalıdır. Her iki dilde de kullanılan -man eki de bu tür morfemlerdendir.



    Türk lehçelerinde bu morfemle vasıf bildiren sıfatlar (kocaman, azman, şişman) yapıldığı gibi, etnonimler de (Kuman, Karaman, Türkmen) yapılır. Yapısında bu ek olan Tirmen etnonominden bahseden Bizanslı Stefan (V. asır), Tirmenlerin Saka (İskit) boylarından olduğunu ve bu adın “kovulmuş” anlamı taşıdığını kaydeder (19, 174). Eski Azericede kullanılan it- “itelemek” fiilinden türeyen itir- “uzaklaştırmak, ittirmek” sözü –men eki ile kullanıldığında “kovulmuş” anlamında itirmen > tirmen etnonimi yapılır.Böylelikle, Hazar civarınde dolaşan gerek Saka, Subar, Bulgar gerekse de Azeri veya Türkmen boyları arasında Arman, Ermen, Karaman, Tirmen, Türkmen etnonimlerinin yapılmasına imkan veren dil zemini oluşur. Etnoformant statüsü kazanan –man eki, zamanla men zamiri yerine kullanılır. Kazaklarda, soy adı olan Türkpen modeli ile yapılan etnonim Türkmen modelinden ayrılmaz. Ayrıca, Proto Türkçede men zamirinin me-n şeklinde oluştuğunu da dikkate almak gerekir. Üzerinde konuştuğumuz Ermen adı da ar//er//ér “kişi” ve man //men//mén etnoformantı ile yapılmıştır ve günümüzde Ermin şekliyle Başkurdistan’da kullanılmaktadır (23, 60).



    Buraya kadar söylenenler, Ermen adının eski çağlarda, Türkçe model alınarak Türk boylarının adı gibi yapıldığını, Anadolu’dan Baykal gölüne kadar, Urmi gölünden Azak denizine kadar muhtelif bölgelerde Türk toplumu içinde göründüğünü ortaya koyar. Yukarıda yarım bıraktığımız Armi bölgesi ve onun zemininde yapılan Armini ülkesi bahsine dönelim. Mitan devleti dağıldıktan sonra, Maveraünnehir’in kuzey bölgelerinde ortaya çıkan ayrı ayrı derbeyliklerden biri de Arme bölgesi idi.



    Milattan önce II. binyılın sonları ve I. binyılın öncesinde yukarı Maveraünnehir bölgesine Aremey boylarının akını başlar ve bugünkü Suriye’nin kuzey bölgelerinde yerleşen bu boylara bağlı Asur kaynaklarında KUR Areme, mal Arame, KUR Aramu gibi yer adları ve Aramaia, ahlamaia gibi etnonimler işlek sözlere çevrilir (AVİİU, no.18; no.28). Bu adların Sami dilli Aremeylere ait oluşu şüphe doğurmaz; lakin bütün bu adlar, o çağlarda Kaşgar dağlarının eteklerine kadar yayılsa da, Diyarbakır sınırına ulaşmaz. Bizi ilgilendiren Arme bölgesi ise, Diyarbakır’dan kuzeyde, Murat ırmağının güneyinde ve Subar beyliğinin batısında yerleşmişti. Burada Arameyler değil, Mitanni devrinden kalan Subar-Hurri boyları yaşardı; ülkeleri de Armi etnonimi ile Urartu yazıtlarında Arme, Asur metinlerinde ise Arime olarak adlandırılırdı. Ayrıca, Aremeylerden bin yıl önce Ebla vesikaları, bu Arme ülkesinden bahsetmiştir. Sonraları Tuna Bulgarları içinde gördüğümüz aynı Armi (Ermi) adının ve Azak denizi-Sibirya-Azerbaycan üçgeni dahilinde gözden geçirdiğimiz diğer etnonim ve toponimlerin Sami-Aremey boylarıyla kesinlikle ilgisi yoktur. Aynı çağlarda Urartu kraliyet ailesinde rastladığımız Erimen, Aramu // Arama adlarının da Aremey boyu ile alakası olmadığını kaydedelim. Arme ülkesinden geçen Zebene-su ırmağının eski adı Subna(t) idi ve her iki şeklin mukayesesi, *Sub-Ana ilk şeklini ortaya çıkarır; sonraki pseudo-Ermeni yazıtları, bu bölgede Türk (Tork) adındaki tapınak hakkında dabilgi verir.



    Belirli zamanlarda Asur-Urartu hücumlarına maruz kalan Arme bölgesi zayıf olduğundan, tedricen Asurlara tâbi bir eyalete dönüştü. Fakat onların doğusunda olan küçük Subar beyliği 673 yılına kadar müstakilliğini koruyabildi. Aynı tarihte Asurlar tarafından yıkılan Subar Beyliği’ne Asurların iki valisi atandı ve Arme bölgesi de Batı eyaleti sınırlarına adhil edildi. Her iki eyalet, tahminen bugünkü Muş-Bitlis-Diyarbakır-Hazar gölü arasındaki araziyi çevrelerdi ve o çağlarda burada temel olarak Urmi, Subar, Armi boyları yaşardı. Armilerden yukarıda Bingöl taraflarında Kaşgaylar vardı. Bu Türk boyları içinde Mitan devleti çağından Hurri boyları da kalmıştı. Asur devleti dağılana kadarki yarım asır içinde bu eyalettebazı tarihî olaylar yaşandı.



    Kuzeydoğudan gelen Saka-Kımer boyları, Urartu devletini Van civarında sıkıştırıp zayıflatmıştı. Onlar Asur devletine de Mana sınırlarından itibaren, korku salarak hükmediyorlardı. Bu durumda Saka beyi Partatu ile müttefik olmayı başaran Asurlar, Asur devletinin dağılma sürecini epeyce uzattılar ve kazanılan vakitten faydalanmaya çalıştılar. Mana ve Mada topraklarından henüz çıkan Asurlar, yıktıkları Subar ülkesini güçlendirmek için, Arme bölgesini buraya katarak iki büyük eyalet oluşturdular. Halkın etnik terkibini değiştirme siyaseti güdüp kuzeybatı Suriye ve Frikya bölgelerinden getirdikleri Aremey, Muşk vs. toplulukları buraya yerleştirdiler. Bu esirler arasında Hay topluluklarının olması da muhtemeldir; çünkü sonraki Hay-Ermeni kaynakları, buradaki iskanlar hakkında bilgi verirler. Buradan kuzeye çekilen Subar, Mitan-Armi ve Urmi toplulukları ise, Saka-Kımerlerle birleşip yeni bir güç oluşturdular ve önceleri Urartu eyaletinin olduğu bu arazide, Fırat nehrinin yukarı akıntılarında VII. asrın sonunda Küçük Ermen (tarihî Ermenistan) bölgesi kuruldu. Bu bölgenin askerleri, Asur devletine karşı 615’te başlayan büyük savaşta Mada ordusuna katıldılar ve Mada kralı Kiaksar, Asur devletini yıktıktan sonra, Ermen bölgesini müttefik ülke olarak, müstakil beylik statüsünde Mada vilayetine çevirdi; Saka boyundan Parur Bey’i buraya vali tayin etti. Böylelikle, ilk “Ermen krallığı” 612’de, halkı esas olarak Türk (Armi-Mitan, Urmi, Kaşgay, Subar, Saka-Kımer) ve Hurri-Urartu boylarından ibaret olan bu Mada eyaletinde kuruldu. Hıristiyanlığın yayıldığı çağlarda bu bölgeye sızan az sayıda Hay grubu da, sonraları buranın halkı halinegeldi.



    Fırat nehrinin yukarı kısmındaki Murat nehri kıyıları ile Van gölünün kuzeybatısında kurulan Ermen devleti, Mada devletinden sonra Pers (Ahameni) devletinin bir eyaleti olmuş; sonra da sırasıyla Makedonya-Selevki’nin, bugünkü Türkmenistan’dan gelen Ersakların, Rum-Bizans ve İran’ın (Sasani), Hilafet’in, Selçukluların, Osmanlıların ve Türkiye Cumhuriyeti’nin toprakları olmuştur. Adı geçen devlet ve imparatorluklarun liderleri buraya tayin ettikleri vali ve beylere, bazen komşu bölge ve ülkelerin de idaresini vermişlerdi. Bu da belirli devirlerde Ermen ülkesinin etnik bakımdan değil, siyasî-askeri bakımdan geniş arazileri kapsayan valilik statüsü ile tanınmasına sebep olurdu. “Büyük Ermenistan” ifadesi de böyle ortayaçıkmıştır.



    Buradaki Ermen ülkesinin adı, yukarıda gözden geçirdiğimiz diğer etnonimler gibi, er-men kalıbında yapılmıştır; lakin burada Subarların Mitan-Armi boylarının da olduğunu dikkate alırsak, aynı etnonimin Urartu dili vasıtasıyla oluşturulduğunu istisna kabul edemeyiz. Çünkü Türk lehçelerinde olduğu gibi, Urartu dilinde de Armi yer adından Armini (“armili”) etnonimi oluşturulabilir. Zira, Urartular da hiçbir zaman kendilerine Urartu dememişler ve Van gölünün eski adı Bia sözünden, kendi adları olan Biaine (Bia-ine) etnonimini ve ülkenin adını (Biaine=Urartu) oluşturmuşlardır. Fakat Hurri-Urartu dillerinde etnonimler daha çok –na / -ne ekiyle değil, -ge ekiyle verilir. Her iki durumda, Subar boylarından olan Mitan-Armilerin adından türeyen Armini adının Haylarla ilgisi yoktur ve burada akademisyen İ. Meşşaninov’un Erimen terimi hakkında ortaya attığı fikri bir kez daha hatırlatalım: “Terim, Ermeni saldırısının bilimsel tesbitinden çok daha öncebu çevrede mevcuttu.” (13).



    Buraya kadar söylenenelere şunu da ilave edelim: I. Dara’nın Bisütun kayasına yazdırdığı üç dilli yazıtta Arminiye ve Urartu ülke adları sinonimdir. Aynı yazıtta Babil isyanını yöneten Ermeninin adı da Araka // Uraka şeklinde verilmiştir. Bu da, 1640’ta Kumuk bölgesine yerleşen Nogayların hanı Uraka ile adaştır (25, 278). Nihayet, bugün de Mitan ve Ermen (Ermin) boylarının Türk halklarının içinde olması olgusu, eski Ermenhalkının kaynağını açıkça gösterir.


    Böylelikle, Bisütun yazıtında, isyancı Armini, Araka adındaysa, Armini ülkesine Pers Vaumisle, Dadarşiş adlı bir Armini gönderdiyse, Dara’nın kâtibi ülkenin adını Elam ve Pers dilinde Armini, Akat dilinde Upaştu (Urartu) şeklinde yazdıysa; eğer Genceli Nizamî, Mehbanu’nun diliyle yaylağı Ermen dağları olan Şirin’e “Biz Efrasiyap soyundanız.” diyorsa, bugün Ermin adını Başkurt boyu taşıyorsa, bütün bu adlar sahte Ermeni (Pseudo-Ermeni) Haylara değil, Subar, Saka, Azeri ve diğer Türk boylarına aittir.

  2. #2
    Member hikmet24's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Nov 2005
    Mesajlar
    1,770

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    üstad birbirlerine karşılaştıklarında ermenimisin yerine haymısın diye sorduklarını biliyorum
    saygılar

  3. #3
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Evet ermeni adının onlarla hiç bir ilgisi yoktur bir çok şeyleri gibi oda sahtedir.

  4. #4
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Exclamation İki konunu mukayise edin!

    GREGORYEN ERMENİLERİ, KIPÇAK TÜRK’Ü MÜ?

    Ermeni harfleriyle yazılmış Kıpçakça metinler XVI-XVII. Yüzyıllarda başta Lvov ve Kamenets-Podolsk olmak üzere Ukrayna’da, Lehistan’da, Romanya, Moldavya, Kırım ve Türkiye’de bir buçuk yüzyıl boyunca rağbet gören metinlerdi.

    Bu Ermeni Kıpçakçası en çok günümüz Ukrayna topraklarının söz konusu dönemlerde Lehistan devletinin sınırları içinde bulunan kısmında yaygın durumdaydı. Bu durum, adı geçen bölgenin “Ermeni” göçleri için elverişli şartları sunmasından kaynaklanmaktaydı.

    Ukrayna’daki “Ermeni” kolonilerinin ahalisi kendilerini Ermeni olarak adlandırıyorlardı, fakat Ermenice bilmiyorlardı. Onlar başlıca olarak Kıpçakça konuşuyorlar, Kıpçakça yazıyorlar ve Kıpçak dilinde dua ediyorlardı (Psalter2001: XVII).

    Pek çok kaynaklardaki bilgiye göre batı Lehistan’a yapılan Ermeni göçünün ilk dalgası, -yaklaşık 300-400 aile,- XIV. yüzyılda gerçekleşmiş ve bunlar Kırım ve Besarabya’dan gelen Kıpçak asıllı Ermenilerdi. Daha sonraları, XV. yüzyılın sonunda Osmanlı Türklerinin Kefe şehrini ele geçirmeleri ile birlikte (1475) buraya kolonizasyon akınları da eklenmiştir. Kefe’li “Ermeniler” kütlevi şekilde Kırım, Kefe şehrini terk etmişler ve Ukrayna’nın Podolya ve Galiçia bölgelerinde yaşayan dindaşlarının yanına göç etmişlerdir.

    Günümüzde bu Ermeni kolonistleri artık Türk dilli olmaktan çıkmışlardır; onlar artık diğer yerli ahali gibi Ukraynaca, Rusça ve Lehçe konuşmaktadırlar. Fakat onların, önceleri nasıl ve hangi dilde konuştuklarını XVI. Ve XVII. yüzyıllara ait Türk diliyle fakat Ermeni harfleriyle yazılmış çok sayıdaki belgeler açıkça ortaya koymaktadır.

    Söz konusu Gregoryen Kıpçaklar kendilerinden sonra zengin bir yazılı miras bırakmışlardır. 1521-1669 yıllarında Ermeni alfabesiyle fakat Kıpçak dilinde düzenlenmiş ve günümüze kadar ulaşmış olan 112 yazılı eser yaklaşık 25-30 bin sayfaya ulaşmaktadır (Psalter, XIX ).

    Bu literatürü, başlıca olarak Ermeni-Kıpçak Kanunlar Mecmuası ve Mahkeme Usulü

    Kanunu’nun zabıtları oluşturmaktadır; fakat bununla birlikte dinî eserlere, vakayinamelere v.s. de rastlanmaktadır (Garkavets 2003: 758; Garkavets 2002:6).

    Bu kolonilerin başka dillerde yazılmış (Ermenice, Latince, Lehçe, Ukraynaca vs.) yazılı mirası 1519’dan 1786’ya kadarki bir tarihî dönemi kapsamaktadır.

    Sözünü ettiğimiz eserler Viyana Milli Kütüphanesi, Matenadaran Eski El yazmalar Enstitüsü, Lehistan-Varşova Arşivi vs. gibi Avusturya, Hollanda, İtalya, Romanya, Rusya, Ukrayna, Ermenistan vs. olmak üzere dünyanın pek çok çeşitli ülke ve kütüphanelerinde muhafaza edilmektedir.

    Bu belgeler ve eserlerin arasında, Ermenistan’ın Matenadaran-Mesrop Maştots Adındaki Eski Elyazmalar Enstitüsü’nde bulunan 12 Hayvanlı Eski Türk Takvimi ve takvimdeki hayvan adlarının Ermenice tercümesini içeren No: 1232 kayıtlı bir belge (Nerses Lambronats’i / Garkavets 2002: 269) dikkatimizi celbetmiştir. Sözünü ettiğimiz belge ile birlikte, Ermeni harfleriyle yazılmış bir tane Türkçe metin daha bulunmaktadır ki, dil uzmanları bu Türkçe’yi fonetik belirti ve özelliklerine göre Eski Kıpçakça olarak nitelendirmektedirler (Garkavets, 269).

    Aşağıda bu eski Türk takviminin önce Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış şeklini, hemen yanında –tireden sonra- diğer eski metinlerden elde edilen Kıpçakça karşılığını ve sonra karşılaştırmak için takvimin Kırgız Türklerinde kullanılan şeklini veriyoruz:

    1. siçχn ili - sїçχan yїl “sıçan yılı” Çıçkan cılı

    2. ut ili - buγa “boğa”, sїγїr “sığır” Uy

    3. p‘ars - bars “bars” Bars

    4. t‘uşχan - χoyan, tavşan “tavşan”, Koyon tavїşχan, tuşχan

    5. lu - balїχ “balık”, lu “ejder” Uluu

    6. ilan - yїlan “yılan” Cılan

    7. At‘ - at “at” Cılkı / At

    8. γu - χoy “koyun”, χoçχar “koç” Koy

    9. piç - piç “piç”, meymun “maymun” Meçin / Maymıl

    10. t‘aχuγu - tavuχ “tavuk” Took

    11. it‘ - it “köpek” İt

    12. t‘anguz - toηuz “domuz” Doηuz2.

    (Kırgız Sovet Entsiklopediyası II, 1977: 545)


    Kendi vatanlarından ve soydaşlarından çok uzaklarda; bir taraftan Katolik Lehliler, diğer taraftan Ortodoks Ukrayna vs. tarafından kuşatılmış durumda olan bu Gregoryen Kıpçakların uzun dönem boyunca Hıristiyan kültür dairesinde bulunmalarına rağmen kendi Kıpçak dilini muhafaza etmeleri ile birlikte Oniki Hayvanlı Türk Takviminin de taraflarınca bilinir, muayyen dönemlerde kullanılmış olduğunu öğrenmek, gerek takvim gerek Türk kültür tarihi bakımından çok önemli bir olaydır. Söz konusu Oniki Hayvanlı Takvim sisteminin menşei hakkında çeşitli faraziyeler ileri sürülmüştür. Haddi zatında bu mesele hala münakaşa götüren meselelerdendir.

    Yalnız, bu konuyla ilgili ne kadar farklı görüşler ileri sürüldüyse de bildiğimiz bir gerçek var ki, çok eski zamanlardan beri Oniki Hayvanlı Takvim sistemini en geniş anlamıyla en çok kullananlar şüphesiz Türkler olmuştur.

    Osman Turan’ın da belirttiği üzere, türlü coğrafî sahalarda yaşayan ve birçok yabancı medeniyetlerin tesirlerine maruz kalan pek çok Türk halkları, bu takvim sistemini ya bağımsız olarak kullanmışlar, yada yabancı medeniyetler ile gelen takvimlerle mezcetmişlerdir (Turan 1941: 32).

    Yukarıda belirttiğimiz Matenadaran-Mesrop Maştots Eski Elyazmalar Enstitüsü’nde bulunan büyük ihtimalle Gregoryen Kıpçakların kullandıkları Oniki Hayvanlı Takvim’deki yıl adlarının sayım düzeni, devre sırası görüldüğü gibi diğer Türklerde kullanılan takvim sisteminin, ez cümle Kırgızların, Altay Türklerinin vs. kullandıkları devrenin tamamıyla aynı olmasıyla dikkat çekmektedir. – Altaylılarda sadece Domuz yılına Kakay yılı denilmesi haricinde söz konusu takvim ile ilgili aktardıkları tüm bilgiler; takvimdeki yıl adlarının devrî vasıfları, devre sırası, halk arasında muhafaza edilen efsaneler, inançlar, halk tefekkürü diğer Türklerinkinin aynısıdır (Asankanov 2005: 81).

    Gerek Orta Asya’da, gerek Kafkasya’da, gerek Anadolu veya Avrupa’nın çeşitli diğer bölgelerinde yaşayan veya yaşamış Türkler arasında benzer halk inançlarının, geleneklerin, kültür değerlerinin görülmesi tarihî, millî ve kültürel bağımızın açık bir ifadesidir. Yani, bu halkların büyük Türk kültürünün birer parçası olduklarının kesin bir kanıtıdır.

    Bu takvimin Türkler arasında tam olarak hangi tarih ve dönemlerden itibaren kullanılmaya başladığını kesin bir şekilde söylemek imkanımız dışındadır. Bildiğimiz, Türk dilinin en eski belgelerini oluşturan Orhun yazıtlarında zikredilen olaylar sözünü ettiğimiz Oniki Hayvanlı takvim sistemine göre tarihlendirilmiştir (Turan 1941: 55; Orkun 1994: 16). Kaşgarlı Mahmud’un klasik eserinde de (Divan I, 1998: 344-347) takvim hakkında, söz konusu oniki ayın adlandırılmasıyla ilgili folklorik içerikte olan çok kıymetli bilgiler bulunmaktadır;

    Oniki yıllık daimî bir devir oluşturan bu takvimin her yılı belli bir hayvana nispet edilmekte ve her yıl mensup olduğu hayvanın adını almaktadır. Halk inançlarına göre devreyi oluşturan hayvanlardan her biri, devrede iken mensup oldukları yılları etkileyebilmekte, yılın mukadderatını değiştirebilmektedir.

    Oniki Hayvanlı daimî bir devir sona erince, bu devir tekrar baştan alınmakta ve hesaba devam edilmektedir.

    Kırgız Türkleri söz konusu Oniki Hayvanlı takvim sistemine göre bir olayın; zafer, toy veya herhangi bir şölenin, bir insanın doğum yılı, yaşı veya ölüm tarihini vs. hesaplama yöntemine Cıl Sürüü (=yıl sürmek, yıl hesaplamak) demektedirler (Kırgız Sovet Entsiklopediyası II, 1977: 545-546). Cıl Sürüü Kırgız Türklerinde VI-VIII. yüzyıllardan beri devamlı olarak kullanılmakta olan bir takvim veya zaman hesaplama yöntemidir. Bazı Kırgız bilim adamlarına göre (Kırbaşev 1999: 215)

    Tan İmparatorluğu devrinde yazılmış bazı kitaplardaki bilgilerden Kırgızların yaklaşık 581-618 yıllarından itibaren Nevruz’u kutlamaya başladıkları görülmektedir. Söz konusu takvime göre Kırgızlar diğer Türklerde olduğu gibi yeni yılın başlangıcı/ilk günü olarak bahar mevsiminin gece ve gündüzünün eşit olduğu günü 21 Mart’ı biliyorlardı. Günümüzde kullandığımız Miladî takvim hayatımızda ne kadar önem taşıyorsa, eskiden Cıl Sürüü de bir Türk için aynı derecede önem taşımaktaydı. Cıl Sürüü’de insan ömrü Miladî Takvime göre hesaplandığında bir sene fazladan eklenerek hesaplanmaktadır. Mesela bir insan, bu takvime göre 1906=At yılında doğduysa 1966 yılında (60 değil) 61 yaşta olur. Bu adam 5 müçöl sayılır. Her 12 yıllık bir devre bir müçölü oluşturur. Yalnız müçöl sayımı 13 yaştan itibaren başlatılmaktadır.

    Sancıra (=Şecere) uzmanlarının (Sancıraçı4) (Soltonoyev 1991: 590; Talıp Moldo 1991: 535) ve yaşlı Kırgız aksakallarının anlattıklarına göre, Kırgız Türkleri bir insanın anasının karnında geçirdiği 9 ayı da bir sene olarak kabul ederler ve bunu ilk 12 yıla ekleyerek (12+1=13) bir müçöl kabul ederlermiş. Dolayısıyla 25 iki müçöl, 37 üç müçöl, 49 dört müçöl, 61 beş müçöl, 73 altı müçöl, 85 yedi müçöl, 97 de sekiz müçöl olur. Bu sebepten ötürü Orta Asya Türklerinde bir insan ölünce gerçek yaşına bir yılı fazladan ekleyerek toprağa verme geleneği mevcuttur. Günümüzde kullanmakta olduğumuz Miladî takvim Orta Asya’da Rusların bölgeye hakim olmasıyla birlikte yayılmaya başlamıştır.

    Rus okuluna gitmemiş veya hiç eğitim görmemiş yaşlı Kırgız, Kazak vs. Türkleri Orus Esebi (=Rus hesabı yani Rus takvimi) olarak gördükleri bu Miladî takvimi bilmezler ve hali hazır da hesaplarını Cıl Sürüü’ye yani Oniki Hayvanlı Takvime göre yaparlar; Benim babam 1932=Maymun yılı doğumludur. Büyük annem Cumagül Rus okuluna gitmemiştir. Fakat zamanında yerli molladan Arapça okuma yazma öğrenmiş ve oturdukları köyde Kuran okumasını bilen, eğitimli, saygıdeğer bir hanım olarak bilinirmiş. O zamanlarda Orta Asya’da, özellikle köy kesiminde şimdiki gibi çocuk doğunca hemen doğum kağıdı alma/ verme imkanları yoktur. Genel olarak böyle bir anlayış, yani çocuk dünyaya gelince hemen kayda geçirme, ilgili makama giderek belge alma, belge isteme gibi bir alışkanlık henüz halk arasında oturmamıştır. Ancak, 1939 yılında oğlu 7 yaşını doldurunca, ilkokulda kayıt yaptırmak için doğum kağıdına ihtiyaç duyulmuş ve büyük annem gereken belgeyi almak üzere oturdukları köyün bağlı olduğu köy muhtarlığına gitmiştir. Köy muhtarlığının ilgili memuru da bir Rus bayanmış. Büyük anneme gereken belgeyi hazırlamak için çocuğunun doğum tarihini sorunca, büyük annem: “Oğlum, Maymun yılında, Çın Kuran ayının onbeşinci gününde, büyük göç sırasında doğdu” diye cevap vermiş. Kırgızların Oniki Hayvanlı Takvim sisteminden haberi olmayan, farklı bir kültür mensubu olan Rus memuru doğal olarak şaşa kalmış. Hatta kızmış; bu cahil Kırgız benden ne istiyor? Ne maymunu? Ne kuranı? Yoksa benimle dalga mı geçiyor …” diye. Her neyse, durum muhtarlıkta çalışan diğer memurlar tarafından anlaşılır hale getirilmiş. Nasıl hesapladılarsa, büyük anneme oğlunun 15 Haziran 1932 yılında doğduğuna dair (aslında ay ve gün hesabında hatalar içeren) bir doğum kağıdı hazırlamışlar ve evine yollamışlar. Rahmetli büyük annem ona “cahil” demelerine çok alınmış, çok kızmış. “Asıl siz cahilsiniz” diyerek ömrünün sonuna kadar bu hakareti unutmamıştır. Ama yine de bu Miladî Takvimi bir türlü öğrenememiştir… Büyük annemin Çın Kuran ayının onbeşinci günü dediği ay ve gün, Miladî takvime göre herhalde 4-5 Mayısa denk gelse gerektir. Yani havaların ısındığı, otların yeşerdiği ve Türklerin yazı

    geçirmek üzere yüksek yaylalara göçe hazırlandıkları veya göç ettikleri bir dönemdir.

    Buradaki Çın Kuran ay adının Müslümanların mukaddes kitabı olan Kuranü’l-Kerim ile hiçbir ilgisi yoktur. Kırgızca’da kuran kelimesinin başka bir anlamı daha vardır; kuran Kırgızca’da erkek karaca demektir (Yudahin I, 1965: 448). Esasen, Oniki Hayvanlı Kırgız takviminde kullanılan ay adlarının yarısından fazlası da hayvan adlarını taşımaktadır. Sancıraçıların sunduğu bilgilerden söz konusu ay adları, ayların başlangıç ve son gün/tarihleri, bunların özellikleri, neden bu şekilde adlandırıldıkları hakkında detaylı bilgiler edinmek mümkündür.

    Mesela B. Soltonoyev Çın Kuran (Çın=gerçek, doğru; Kuran=Karaca) ve Calğan Kuran (Calğan=Yalan) ayları için şöyle açıklamalarda bulunmaktadır:

    Kırgızlar erkek karacaya kuran derler. Karaca Toğuzdun Ayı’nda yetişkin hale gelir, Calğan Kuranda hamile kalır. Bu ayda hayvanın hamile veya kısır olup olmadığı belli/kesin değildir; tartışmalıdır, yalandır. Bundan dolayı adı geçen aya Calğan Kuran denilir. Çın Kuran ayında hayvanın hamile olduğu belirgin duruma gelir. Bu ayda hamile olduğu için söz konusu aya Çın Kuran yani Gerçek Kuran denilir…vs. (Soltonoyev, 586-87).

    Ayların genel olarak her Miladî ayın 21 veya 22’sinde başlaması dikkat çekicidir (Baykara 2001: 35)5. Bunlar:

    Miladî Takvime göre ayların başlangıç Kırgızca ay adları tarihleri

    1. Calğan Kuran 21. Mart-20 Nisan (Kuran=Erkek Karaca)

    2. Çın Kuran 21 Nisan-22 Mayıs

    3. Buğu (=Geyik) 23 Mayıs-22 Haziran

    4. Kulca (=Dağ Koçu) 23 Haziran-22 Temmuz

    5. Teke (Teke, erkek keçi) 23 Temmuz-22 Ağustos

    6. Baş Oona 23 Ağustos-22 Eylül (Oona=Sayga, bozkır antilopu)

    7. Ayak Oona 23 Eylül-21 Ekim

    8. Toğuzdun Ayı 22 Ekim-20 Kasım

    9. Cetinin Ayı 21 Kasım-20 Aralık

    10. Beştin Ayı 21 Aralık-19 Ocak

    11. Üçtün Ayı 20 Ocak-20 Şubat

    12. Birdin Ayı 21 Şubat-20 Mart


    Yani, bu bilgilerden sonra şöyle diyebiliriz ki, Oniki Hayvanlı Takvim sistemi her şeyden önce bir halkın, sosyal-ekonomik faaliyet sürecinde elde ettiği pratik gözlemlerinin bir sonucudur. İnsanların, içinde bulunduğu çevre, yaşadığı zaman hakkında edindikleri coğrafik, ekonomik, kozmolojik, kozmogonik vs. diğer ampirik bilgilerine dayanarak ortaya koydukları bir tecrübe/hayat mahsulüdür; bu bir halk bilgeliğinin mahsulüdür.

    Genel olarak Kırgızlar ve diğer Orta Asya Türkleri hayvancılık ekonomisine dayalı bir hayat sürdükleri için, başka halklara nazaran konar-göçerliği daha uzun yaşadıkları ve hayvancılık onların en önemli geçim kaynağını oluşturduğu için Türklerin yaşamında hayvanların çok önemli bir yeri vardır. Bir Türkün meydana getirdiği maddi ve manevi kültürün her türlü cephesine hayvancılık esasları damgasını vurmuştur; maddi ve manevi kültürün her alanında bunların izlerine, alamet ve işaretlerine rastlanmaktadır.

    Yukarıda sözünü ettiğimiz Podolya, Galiçya, Moldavya, Vlahya vs. gibi Doğu Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermeni Kıpçakları söz konusu bölgelerde yerleştikten sonra uzun bir süre kendi kültürlerini, milli özgünlüğünü ve dilini korumuşlardır. Anlaşılan, onlar bu bölgelere, yaşadıkları eski ülke ve topraklarından kendi el yazma kültürü, kendi kitapları, el işleri, süs, ziynet eşyaları vs. ile birlikte, vaktiyle Ermeni/ Gregoryen mezhebini kabul etmiş ve artık bu Ermeni-Kıpçak toplumunun ayrılmaz ve önemli bir kısmını oluşturan Kıpçak Türklerinin=Gregoryen Kıpçakların, Gregoryen mezhebine intisap etmeden önceki kültür yadigarlarını da beraberinde getirmişlerdir. Üstelik bu eserleri dikkat ve ihtimamla muhafaza ederek nesilden nesle aktarmışlardır.

    Bu bağlamda, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi’nin dünyanın çeşitli ülke ve kütüphanelerinde muhafaza edilmekte olan Gregoryen Kıpçaklara ait pek çok belge ve eserlerin arasında, üstelik Ermenistan’ın Matenadaran-Mesrop Maştots Eski El yazmalar Enstitüsü’nde bulunmasının tespiti şu bakımdan çok önemlidir ki; Doğu Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde koloniler meydana getirmiş olan Ermeni Kıpçaklar üzerinde araştırmalar yapmış, konuyla ilgili olarak eserler meydana getirmiş pek çok yabancı, özellikle Ermeni asıllı araştırmacılar ve bilim adamları söz konusu “Ermeniler”in menşeindeki Türk etnik unsurunu tamamıyla gözden kaçırarak/silerek olaya tek taraflı açıdan yaklaşmakta ve tek taraflı değerlendirmeler yapmaktadırlar. Söz konusu çalışmalarda, XVI-XVII. yüzyıllarda anılan topluluk tarafından ortaya konmuş kültürel değerler, Ermeni harfleriyle ama Kıpçakça/Türkçe yazılmış metinler tamamıyla Ermenilere münhasıran bir tarihsel olay olarak, Ermeni tarihi ve kültürünün bir uzantısı, Ermeni kültürü ve edebiyatının mahsulü olarak gösterilmektedir. Mesela bu konu üzerinde yaptığı pek çok araştırma ve eserleriyle tanınan Ermeni tarihçisi V. R. Grigoryan’ın şu sözleri: “Ermeniler, kendi dillerini unuttukları zaman bile Ermeni harflerini unutmamışlardır; Podolya Ermenileri Ermeni harfleriyle ama Kıpçakça ve Lehçe olmak üzere yabancı dillerde yazmaya devam etmişlerdir” (Grigoryan 1980: 236) gibi sözleri pek yaygın ve oturmuş ibarelerdendir. Halbuki V. R. Grigoryan’ın kendisinin de başka bir eserinde ifade ettiği gibi “bu metinlerin sadece cüzi bir kısmı Ermeni dilinde yazılmış, diğer azami bölümü de Kıpçakça ve (sonra G.A.) Lehçe ama Ermeni harfleriyle yazılmıştır” (Grigoryan 1964: 278). Bu eserlerde Ermeni halkıyla Lehistan, Ukrayna, Romanya, Rusya vs. halkları arasındaki eski ve derin dostluklardan vs. söz edilmekte ama metinlerin yazıldığı dilin etnik taşıyıcıları olan Türkler, söz konusu “Ermenilerin” uzaktaki vatanlarını boyunduruğu altında bulunduran barbar işgalciler olarak gösterilmektedir (Grigoryan 1980: 6).

    Halbuki, tarihsel koşulların zoru altında Doğu Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde kendileri için yeni bir yurt edinmiş olan bu Gregoryen Kıpçaklar zamanla din/mezhep birliğinden hareketle Ermenileşmişler ama yine de kendi dillerini unutmamışlardır. Töre Bitigi gibi bazı metinler, metinlerde rastladığımız bir takım kültürel veriler, bazı gelenek ve göreneklerin kalıntıları, yukarıda da görüldüğü gibi Gregoryenlik’ten önceki bazı milli inanç ve tefekkürlerin muhafazası, bu Kıpçak asıllı Ermenilerin, intisap ettikleri Ermeni kültürünün içinde Türk kültürünün en güzel örneklerini de yaşattıklarını göstermektedir. Bundan dolayı Podolya, Galiçya, Moldavya, Vlahya vs. gibi Doğu Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde yaşamış ve faaliyet göstermiş Ermeni Kıpçak toplumunun önemli bir kısmını Gregoryen Kıpçakların oluşturduğu kanaatindeyiz. Bu Gregoryen Kıpçaklar diğer Ermeni grupları ve mensup oldukları Ermeni kültürüyle kaynaşarak bildiğimiz Ermeni harfleriyle yazılmış Türkçe metinlerin meydana getirilmesinde belli bir katkıda bulunmuşlardır. KAYNAK


    Gazi Üniversitesi (gulnisa@gazi.edu.tr)
    Dr. Gülnisa AYNAKULOVA

    Milli Folklor, 2007, Yıl 19 Sayı 74
    (dip notlar ve kaynakça geniş bir şekilde verilmiştir.)

  5. #5
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Gunumuzde Ermeniler tarafindan kullanilan ermeni alfabesi Kipcaklara ait olamazmi?Ve Ermeniler de kendilerine ermeni demez Hayk derler.Belki ermeni denilen millet zaten kipcaklar olmustur.

  6. #6
    Member alize31's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2007
    yaş
    39
    Mesajlar
    773

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    geçmişte ne olurlarsa olsunlar bugün onlar kendilerini farklı bir millet olarak adlandırıyorlar.üstelik dünyadaki başlıca "hatta tek" düşmanları Türkler.geçmişte Türk soyundan gelen bir ırk dahi olsa bana düşman gözüyle bakanın gözünü OYARIM.

    üstteki bilgiler son derece açıklayıcı ve ilgi çekici.emek edip bilgileri yazan arkadaşıma teşekkürü borç bilirim.

  7. #7
    Member eren511's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Jul 2006
    Mesajlar
    2,948

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    bilgi ve verilen kaynak için teşekkürler...

  8. #8
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Borcumdur.

  9. #9
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Exclamation Ermeniler KİMDİR?

    ERMENİLER KİMDİR?


    Ermeni kimdir ?Bu sorunun cevabı pek yok çünkü ermeni kelimesini biz ve avrupalılar kullanıyoruz.Oysa ermeni diye bir ırk yoktur.Bunun cevabı yazımızda…

    Çünkü ermeniler kendi aralarında “ermeni” kelimesini kullanmazlar.Ermenice’de “HAY” ermeni;”HAYESDAN” Ermenistan demektir.Peki ermeni,ermenistan,armenia kelimeleri nedir?

    Ermeni eski tarihinde olduğu gibi bu kelimelerin etimolojik anlamı konusunda da tarihçiler arasında bir görüş birliği yoktur.Bazı tarihçiler sözü edilen kelimelerin ortaya çıkışını ,anlamını ve ermeni eski tarihini genellikle tarihsel belgelere dayanmayan ve mitolojik söylemlerden alan bilgilerle açıklamaktadırlar.Mesela Ermeni tarihçi Alişan bu konuda,”HAYK ermenice HAY adının küçültülmüşüdür.HAY da ulusumuzun adıdır.Ermeniler kesinlikle yabancıların adlandırdıkları gibi ARMEN değildir.” der.

    Ermeni tarihçilerden bir kısmı ise HAY adını Hz.Nuh Peygamber’e dayandırır.Buna göre,Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in HAY adlı bir oğlu olmuştur.400 yıl yaşayan bu kişi ermeni ulusunun atasıdır.Bu nedenler ermeniler kendilerine onun adından dolayı HAY demektedirler.

    Bu iki görüşte de görüldüğü gibi mesele gerçek tarihsel belgelere dayanmamakta ve hikayelerden öteye girmemektedir.

    “Ermeni” adı en eski tarihsel belge olarak HEREDOT TARİHİ ve DARİUS YAZITLARI’nda geçmektedir.Gerek bu iki kayıtta gerekse sonraki dönemlere ait kayıtlarda “ermeni veya Ermenistan ” adı bugün ermeni denilen toplumun oturduğu ülke anlamında değil Anadolu,Rumeli,Mezopotamya gibi bir coğrafi bölge adı olarak geçmektedir.Bu görüşü bazı ermeni tarihçiler de kabul etmektedir.Farsça Ermenistan veya arapça Ermeniyye kelimelerinin coğrafi terim olarak kullanımı millattan sonra da devam etmiştir.

    Sonuç olarak Türkler Anadolu’ya gelemden önce bu bölge nasıl RUM adıyla anılmış ve bu terim nasıl Türkler yerleştikten sonra da kullanılmaya devam etmişse ermeni veya ermenistan adı da ermeniler bölgeye gelmeden önce bir coğrafi terim olarak kullanılmış ve ermeniler gelince de o toplumun adının ifade etmeye başlamıştırki bir farkla bu isimleri ermeniler hiç benimsememişlerdir.

    Bir etnik grup olarak ermenilere baktığımızda kökenleri hakkında kesin ifadeler kullanan tarihsel bir belge yoktur.Ancak ermenlerin bile pek fazla kullanmadığı KHORENLİ MOİZ gibi ermeni tarihçilerin yazdıklarına göre “Doğu Anadolu’da M.Ö.XI-VII. yüzyıllar arasında bir devlet kurmuş ve ileri bir uygarlık yaratmış olan Urartular,ermenilerin atasıdır.”Ermenilerin bölgedeki varlıklarını gösteren en eski kayıt ancak M.Ö.IV.-III. yüzyıllara rastlamaktadır.Başka bir deyimle urartu devleti yıkıldıktan 300 yıl sonra ermeniler kafkasyaya gelmiştir.

    Ermenilerin bugünkü ermenistan denilen bölgeye nereden geldikleri hakkında iki teori vardır:

    1.Bu kavim Trakya üerinden kafkasyaya geçmişlerdir.

    2.Kafkasyanın kuzeyinden bölgeye gelmişlerdir.

    Sonuç olarak ermeni adı,etnik kökenleri,bölgeye nereden geldikleri hakkında kesin belge ve bilgi halen gün yüzüne çıkmış değildir.

    Ermenistan eski tarihi, ermeni tarihçileinin göstermeye çalıştığı gibi pek de parlak değildir.B.İskender’in İran’ı ele geçirdiği yıllarda Ermenistan bir Pers eyaleti idi.Gerçek anlamda bağımsız bir ermeni devleti yoktu.Ermeni bölgesi, Peraler’den sonra İskender’in bir parçası oldu.Buimparatorluğun parçalanmasından sonra da ermeniler bağımsız olamadı.Selevkoslar’ın eline geçen bölge daha sonraki yüzyıllarda da bağımsız olamadı.Siyasal durum değişti;Anadol’da Romalılar,İran’da Arsasid hanedanı egemen oldu.Bölge Romalılar ve İran arasında sürekli el değiştiren bir yer oldu.

    M.Ö.95′te Roma’da iç karışıklıklar İran’da ise Arsasidler Saka saldırılarıyla uğraşıyordu.Bu durumdan yararlanan Ermeni derebeyi Tigran(Dikran) bağımsızlığını ilan etti.Ermenilerin bu bağımsızlığı ancak M.Ö.66 yılına kadar dürdü.Bu tarihta Romna Generali Pompe ordusuyla Bölgeyi işgal etti.

    Roma ikiye ayrılınca bölge Doğu Roma’nın(Bizans) eğemenliğine girdi.Ermeniler Bizans’la birlikte hristiyanlığı kabul ettiler ama bu yeni durum ermenistan’da bizans politikasını değiştirmedi.Aksine kısa bir süre sonra ermeniler papaz GREGOR’un GREGORYEN kilisesine bağlanınca bu durum rum kilisesinin hoşuna gitmedi.Diğer yandan ermenistan Bizans için sürakli bir rahatsızlık kaynağı idi.Bu iki neden üzerine Bizans Ermenistan’ı ermenilerden temizleme politikasına girişti.Bizans’ın bu politikası Türkler’in Anadolu’ya gelişlerine kadar sürdü.Bu politika çeçevesinde ermeni feodal aileler bölgeden uzaklaştırıldı.Feodal ailelerin bir kısmı sürüldükten sonra bölge halkının önemli bir kısmı Trakya’ya göç ettirildi.

    10714 Malazgirt zaferinin kazanılması ile birlikte hem ermenistanda Türk egemenliği hem de Türkler’le ermenilerin bugüne kadar süren ortak yaşayışları başladı.Ermenistan bölgesi 1157 yılına kadar Büyük Selçuklu Devleti,1194 yılına kadar Irak Selçukluları daha sonra Harzemşahlar ve İlhanlılar’ın yönetiminde kaldı.İlhanlılar’dan sonra sırasıyla Celayirliler,Timur,Karakoyunlular,Akkoyunlular bölgeye egemen oldu.

    Sonuç olarak Osmanlı yönetimine gelincey kadar Türkler’le Ermeniler arasında gündelik anlaşmazlıkların dışında ciddi çatışmaların olduğu söylenemez.

    Büyük Selçuklular bölgeyi ele geçirdiklerinde 1100 yıldan beri bir bağımsız ermeni devleti yoktu.Bölge Bizanslılar’dan alınmıştı.Osmanlı Devleti 1514 yılında bölgeye egemen olduğunda ise 470 yıldır ermenistanda bağımsız bir ermeni krallığı bulunmuyordu.

    Bu bilgiler ışığında ermenilerin bizim yurdumuz dediği yerler aslında bir coğrafi bölge ve bu bölgede yaşayan ermeniler(Haylar) bir kez bile bağımsız bir devlet kuramamışlar,kuramadıkları gibi egemenlikleri altında yaşadıkları ülkeler tarafından göçe tabi tutturulmuşlardır.Kısaca ermenilerrahat durmamalarını tarihte hep göçle ödemişlerdir.

    KAYNAK:


    1.Uras,Esat,Tarihta Ermeniler ve Ermeni Meselesi

    2. Ercan,Yavuz,Ermeniler ve Ermeni Sorunu

  10. #10
    Banned
    Bağlantı Tarihi
    Jan 2006
    yaş
    42
    Mesajlar
    504

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Kulaktan duyma yada bir takım senaryoları kopyala yapıştır usulu biliyormuşçasına buraya yapıştırmışsınız ne derece kültür ve bilgiye sahip olduğunu gösteriyor bir takım kişiler.

    Böylesine kültürlü kişilere dedenin dedesi kim diye sorsan bilmezler.

  11. #11
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Aynı haylar gibi.

  12. #12
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Exclamation Ermeniler kadim ve orta asrlarda 1. Ermeni etnosunun menşeyi




    ERMENİLERİN GERÇEK TARİHİ

    ATAMOĞLAN MEMMEDLİ
    Kitabı buradan yükleyib okuya bilirsiniz:
    Ermenilerin Gerçek Tarihi
    Ermenilerin Gerçek Tarihi pdf formatında.

    Ermeniler kadim ve orta asrlarda 1. Ermeni etnosunun menşeyi

    İlgincdi ki, haylar kendileri sami menşeli olduğundan hay dilinin İran dilleri grupuna dahil edilmesi düzgün değildir. Bu fikri akademisyen M.Abeqyan da tasdik ediyor.
    Eradan evvel II asrda «Büyük Ermeniye» adlandırılan kurumu yaradanlar etnik mensubiyyetine göre hiç de kendilerini «hay» adlandıranların hökmüdarları değil, türk menşeli serkerdeler olmuşlar. kadim Ermeni menbelerinde «Armini» ülke adı yokdur. Bu menbelerde Ermenilerin ülkesi her yerde Hayk («haylar») adlandırılıyor. «Hayk» sözü rus ve avropa dillerine «Armenia» kimi tercüme olunuyor. Yalnız «Arme» eyaletinin adı ile sonralar yaranmış «Ermeni» adı hem de «haylara» şamil olunduğuna göre «Armina» adı Hayk adının karşılığına çevrilmişdir.

    Haylar Ermeniyede, yani şimdiki Ermenistanın (tarihi Batı Azerbaycan toprakları olan Oğuz yurdu) Türkiye ile serhedboyu erazisinde heç bir zaman etnik çokluğu teşkil etmemişlerdir. Orada söz sahibi evvelce e.e. VII asrda buralara gelmiş kadim türk menşeli kemerlere (kimmerlere) ve saklara, sonralar ise, yani erken orta asrlarda yine de buralarda meskunlaşmış diger türk halklarına mensub olmuşdur. Ermeni alimi Kapançyan yazıyordu ki, «benim hiç bir şübhem yokdur ki, önceler de belirttiyim gimi, cenuba ve cenub-şerqe doğru hayasa harekatının başında bir zamanlar skifler (saklar), kemerliler durmuşlar. İlk Ermeni padşahı saklar neslinden olan Paruyr hakkında Ermeni halk efsanesi benim bu fikrimi tamamile tasdiq ediyor» (40).

    Yukarıda deyilenlere bir daha aydınlıq getiren tanınmış Ermeni alimi, hukuk ilmleri doktoru Ağasi Yesayan yazıyordu ki, «meseleye aşkarlık getirmek üçün diyelim ki, beynelhalq siyasetde 1917-ci yıladek «Ermenistan» deyilende ancak «Türkiye Ermenistanı» nazarda tutuluyordu» (41).
    Belirtmek lazımdır ki, hayların, yani etnik mensubiyyetce Ermeni saydıklarımızın dilinde «Ermeni» sözü olmamışdır. Malum olduğu kimi, bu söz onlara «Armeni» eyalet adı ile kenardan verilme addır. Herodota göre «armen» (armin) termini kenardan, mehz Balkanlardan, frak-frikiya tayfaları tarafindan getirilmedir. Bununla yanaşı Ermeni dilinde 400-450-dek hind-avropa menşeli söz ve kök vardır (42).

    E.e. VII asrda kadim türk menşeli kemerler (kimmerler) Kara denizin şimal çöllerinden hareket ederek Kür-Araz ovalığına ve şimdiki Ermenistan arazisine geldiler. Tesadüfi değil ki, Ermeni menbelerinin de itiraf etdiyi kimi, şimdiki Ermenistan arazisinde skiflere (yani saklara) aid eşyalar 29 abidede (onların 11-i yaşayış yerleridir) bulunmuştur. Bu bir hakikatdir ki, şimdiki Ermenistan arazisi bütünlükle Sak padşahlığına aid olmuşdur. Ermeni müellifi S.Yeremyan yazıyordu ki, saklar Kür-Araz ovalığını tutarak kimmerileri oradan sıkışdırdıkdan sonra Ararat vadisine, oradan da Urmiya gölü hövzesine keçmişler (43).

    Kapançyana göre, «Hayasa» ülkesinin cenubunda ve cenub-şerqinde harekatın başında saklar duruyordular (44). Bu fikri daha da inkişaf etdiren görkemli gürcü alimi Q.A. Melikişvili şimdiki Ermenistan arazisinin kadim türk toprakları olmasını tasdik ederek yazıyordu ki, İrevan ve Sevan (XX asrin 20-ci yıllarınadek Ermeni kaynaklarında bu gölün adı türkce olduğu gibi Göyce kayıt olunmuşdur — A.M.) bölgelerinde skif tipli eşyaların bulunması orada kimmerlerin ve sakların yaşadıklarını gösteriyor (45).

    Belirtmek lazımdır ki, saklar Urartu devletinin sukutunu suretlendirdiler. Bundan istifade eden Cenubi Azerbaycan arazisindaki Maday devleti e.e. 590-cı yılında Urartu devletinin Kiçik Asiyadakı arazisini işkal etdi. Bu araziye Armini ve Hayasa eyaletleri de dahil idi. Tesadüfi değil ki, Ksenefont (e.e. V asr) «Madaydan asılı Armeni devleti» ifadesini işlediyor (46).

    Hemçinin Strabon kendi kitabında kaleme aldığı «midiyalılar Ermenilerin adetlerinin banileridir» (47) malumatında Armini eyaletinin Madaya mahsus olduğu gösteriliyor.
    Tatsit Ermeniler hakkında bahs ederek bildiriyordu ki, «bu halk kadimden kendi harakterine göre ikiyüzlü adamlar olmuşlar ve coğrafi mevkiyine göre, şöyle ki, Ermeniye büyük bir arazide bizim eyaletler boyunca, içeriye, midiyalılara doğru uzanıyor. Bu cehetden büyük devletler arasında olan Ermeniler çok tez-tez romalılara edavet, yunanlara nifret, parfiyalılara ise çekememezlik, hesed hissi besleyirlar» (48)..

    Madayın Urartu devletinin arazisini işkal etmesi ile «Urartu» yahud «Biaini» adları «Armini» adı ile evez olunuyor. Madayların Urartu devletini nasıl adlandırdıkları malum değil. Ehemeni hükmüdarı I Daranın e.e. 520-ci yılında yazdırdığı Bisütun kitabesinde «Urartunun» karşılığı olarak «Armini» kimi öz eksini tapıyor.

    Urartu devletini yaratmış hurrilerin dilinde yaranmış Armini eyalet adı o zaman hiç de kedilerini «hay» adlandıranların etnik adı, yahud onların cem halda yaşadıkları arazinin adı değildi. Armini adı Arme eyaletinin adından ve hem mekan, hem de mensubiyyet bildiren «ini» şekilçisinden ibaretdir.

    Malum olduğu gibi Sak padşahlığı Şimali Azerbaycan ve şimdiki Ermenistan (Batı Azerbaycan) arazilerini ahate ediyordu. demeli şimdiki Ermenistan arazisinde ilk devlet kurumu kadim türk menşeli Sak padşahlığı olmuşdur. «Bibliyada» bu padsahlık «Aşkenaz» adlanır. V asr Ermeni tarihcisi Koryonun «Haylar Aşkenazın (skif) neslindendir» malumatı da bununla alakadardir. Bu fikri Kapançyan da tastik ediyor (49).

    Diğer taraftan belirtmek lazımdır ki, Ermeni menbelerinde şimdiki Dağlık Karabağa münasibetde kullanılan «Arsak» termini de kadim türkcedir. Şöyle ki, er-sak harfen sak adamların, sakların yaşadığı mekan, yer anlamındadır. Rus müellifi A. Hazanov da tasdik ediyordu ki, «Karabağ eyaletlerinden biri olan Arsak öz adını sakların «cesaretli» ve «erkek» sözlerinden götürmüşdür» (50).

    Hatırladak ki, sonralar, XVIII asrin 20-ci yıllarinda rus çarı I Pyotra müraciet eden arsaklılar (hristian ahali) kendilerini albanlar adlandırmışlar. veliçkonun yazdığı gibi, «ermeniler Zakafkaziya aborigenleri değiller ve ona göre de Kür sahilleri ve Arsak hiçbir şekilde asl Ermeni toprakları ve Ermenistanın köklü vilayeti ola bilmez». O, daha sonra bildiriyordu ki, «...Ermeni-grigorian dinine ibadet eden, ...toplam üç-dörd asr önce Ermenileşmiş Karabağ sakinlerinin asl soy-kökü albanlarla bağlıdır» (51).

    Musa Horenli Ermeniler (yani kendilerini «hay» adlandıranlar) baresinde yazıyordu ki, «biz (yani haylar) kiçik, azsaylı, zayıf ve çok hallarda özgelerin hakimiyyeti altında yaşayan halk`ız» (52).

    Umumiyyetle, adları türkce olan yaşayış mantataklarin-da yaşamaları da Ermenilerin bu arazilere gelme olduklarını gösteriyor.
    Ermeniyyenin ilk hükmdarları sak menşeli hakimler olmuşlar. Musa Horenli ise e.e. VII asrin sonunda Ermeniye hükmdarının adını Paruyr kimi yazmışdır. Müellif onu Ska-ordi, yani «sak neslinden olan», «sak oğlu» adlandırıyor. Rus tarihcisi Dyakonov da bu fikri tasdik ediyor (53).

    Buna göre de başka bir görkemli rus tarihcisi B.Piotrovski yazıyordu ki, «Paruyr skif menşeli Ermeni başçısıdır» (54). Şöyle ki, «Paruyr» sozü kadim türkce bar — «var», «özüdür» ve ur — «va¬ris», «evlad» sözlerinden ibaretdir. Başka bir Ermeni alimi Kapançyan da Paruyru Ska-ordi (yani sak oğlu) adlandırıyor ve sonra ilave ediyor ki, Ermeni tarihçisi Koryun onu «aşke-naz ailesinden» sayıyordu (55).

    Kapançyan yazıyordu ki, «Bibliyaya göre, Gomerin oğlanlarının adları Aşkenaz, Rifat ve Tokarma olmuşdur. Burada Gomer — kimmerileri, Aşkenaz — skifleri, Rifat — paflagon-ları, Togarma ise — Ermenileri terennüm ediyordular» (56).

    Betirtmek lazımdır ki, Gomer e.e. VIII asrda Urartu hükmdarı I Rusanın koşunlarını darmadağın eden Gamer (Kimmer) türk tayfasının adının tehrifidir. Togarma sözü ise aslinde Torgam, daha doğru söylesek Turgam gibi okunmalıdır. Şöyle ki, «tur» sözü kadim türklere verilen ad, «gam» ise kadim türklerde tayfa başçısına, aksakala, kahine verilen addır.

    Göründüyü gibi, bu gün Ermeniler adlandırılan toplumun ve yahud da etnosun kadim tarihi o kadarda bir esaslı dayanaklara söykenmiyor. Ermeniler sadece olarak son asrlar müddetinde yazmış oldukları ilmi hakikatlara uyğun olmayan, bazen ise tarihi gerçekliyi, tarihi faktları tekzib eden çoksaylı kitablarla kendilerine uydurma tarih yarada bilmişler. Bu tarih ise başka halkların ve milletlerin medeniyyetinin bir sıra ünsürlerini menimsemek, bir çok hallarda özge medeniyyetleri inkar etmek yolu ile yaradılmışdır.

  13. #13
    Member hikmet24's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Nov 2005
    Mesajlar
    1,770

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    emeğine sağlık kardeşim
    saygılar

  14. #14
    Junior Member
    Bağlantı Tarihi
    Jun 2006
    Bölge
    **TÜRKİYE**
    Mesajlar
    271

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    ARAŞTIRMA VE GAYRETLER İÇİN,
    SN. Hocamız ve Paylaşım için @Zaur arkadaşımız'a teşekkürler.çok güzel bir araştırma.

    Gazi Üniversitesi (gulnisa@gazi.edu.tr) Dr. Gülnisa AYNAKULOVA

    sevgi saygıyla .:flower:





  15. #15
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Arrow Hay'asızlar.

    Ben teşekkür ederim, bu benim vatandaşlık borcumdur, bunların iç yüzü ifşa edilmelidir, bunlar söylüyor ki biz 6000 yıllık tarihe sahibiz ve buda yetmezmiş gibi diyorlar ki ilk hiristiyan millet biziz amma nedense incil bunların diline asırlar sonra tercüme edilmiş bu yüzden görkemli rus şairi A.S.Puşkin bu mesele ile alakadar olarak demişdir: «Sen oğrusun (hırsız), sen kulsun, sen ermenisin!».
    Düzenleyen Zaur : 06-12-2009 15:36

  16. #16
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Exclamation Gerçekleri Her Kes Bilmelidir.

    Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"
    ________________________________________

    Her halkın kendine ait bir adı olur ve kendi toplumu içinde bu adla tanınır. Bir halkın, bu şekilde kendini adlandırmasına endoetnonim denir. Bazen her hangi bir halkı komşuları da adlandırır. Bu tür dış adlandırmalara da ekoetnonim denir. Genellikle, dış adlandırma, halkın özelliklerine, hayat tarzına, yaşadığı coğrafyanın adına, hatta giyim tarzına göre verilir. Bu da belirli tarihî-siyasî şartlarla ilişkili olarak zaman zaman değişebilir; fakat halkın kendi içindeki millî adı, binlerce yıl yaşar, çok nadir hallerde unutulur. Etnonim biliminin bu kanunları Ermeni adı için de geçerlidir.



    Asıl adları olan Hay etnonimi, bugün Ermeniler arasında yaşadığı halde, Gürcüler onlara Somehi, Kürtler File, biz ve başkaları Ermeni diyoruz. Ancak Ermeni etnonimi ilk dönemlerde bugünkü Haylara değil, tamamen başka bir dile ve medeniyete mensup Subar Türklerinin Ermen adlı boylarına aitti. Haylar ise, Ermenistan’a geldikten epeyce zaman sonra, özellikle de Hıristiyanlığı kabul etmelerinin ardından, civar bölgelere yayıldıkça bu yeni ekoetnonimle adlanmışlar; zira bazı komşu halklar, tabii olarak onları Ermenistan halkı olarak tanımışlardır. Haylar da, aynı Ermen boylarının adını benimsedikleri gibi, alfabe değiştirip kendilerine tarih yazarken, onların eski tarihini de kendilerine mâl etmişlerdir. Bu sebeple de, Ermeni adının kaynağından bahsederken, gereken şartlardan biri, sonraki sahte Ermeniler(pseudo-ermeniler) (Haylar) ile asıl eski Ermenlerin ayrılmasıdır.



    Bu adın kaynağından bahsetmek için, hangi tarihî çağlarda, hangi coğrafî mekanda, hangi halkın dilinde ve adında kullanıldığını araştırmak gerekir. Bu adın kullanım tarihine bakarsak, çok eskiden mevcut olduğunu görürüz. Kullanım sahasına baktığımızda ise, bu ada Altay’dan Tuna nehrine, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar muhtelif coğrafî arazilerde, özellikle eski Azerbaycan’da rastlarız. Tarihin muhtelif çağlarında Mitanni devletinin, Sami dil ailesine mensup Arami gruplarının, Kafkas dilleri ailesine mensup Hurri-Urartu halklarının, Doğu Germen (Ostrogot) boyunun ve Türk dilli Subar, Bulgar, Mitan boylarının bu adla doğrudan veya dolaylı ilişkilerine ait bilgileri de buraya ilave ettiğimizde ve sonraları Balkan yarımadasından Ermenistan’a gelen Hay gruplarının da burada “Ermenileştiği”ni dikkate aldığımızda, zaman ve mekan ölçüleri çok büyük olan Ermeni adının kaynağını açıklayabilen dil ve tarih delillerini toparlayıp genel bir sonuç çıkarmanıno kadar da kolay olmadığını görürüz.







    Önce Ermeni adı ile ilişkisi olan Arman, Arme toponimleri ve Aramey etnonimi üzerinde duralım; çünkü bilim adamlarının çoğu Ermeni adının kaynağından bahsederken bu sözlere dayanırlar (4; 9; 10; 13; 14 vs.) Arman ve Armi yer adları M.Ö. III. bin yıldan beri kullanılmaktadır. Arman toponimine Akad kralı Naram-Suen (2236-2200) ve onun babası Büyük Sarkon’aait yazıtta raslarız:



    1. SAG.GİŞ.RA Ar-ma-nimki u Eb-laki

    2. Ar-ma-namki u Eb-laki (1, 285)







    Buradaki Arman ve Ebla bölgelerinden Ebla’nın nerede bulunduğu bilinse de, diğeri hakkında somut bir belge yoktur. Bunun için de, yeni bulunan yazıtlarda adı geçen Arme toponimini Arman ile aynîleştiren araştırmacılar vardır. Bence, bunlar aynı bölgede yerleşseler de, ayrı ayrı yer adlarıdır. 25 yıl önce İtalyan arkeologları kuzeybatı Suriye’de Halep’in güneyinden eski Ebla şehir devletinin arşivlerini buldular. Sümer-Akat yazı sistemi ile şimdiye kadar bilinmeyen bir Sami diyalektinde yazılmış bu kil tabletlerde çok sayıda yer adı ortaya çıktı. Bunların büyük bir kısmı, o devir için malum Sümer, Elam, Sami, Hurri ve Hint-Avrupa dillerinden hiç birine ait değildi (1, 336). Bu toponimlerden biri de, bazı metinlerde tekrarlanan Armeadıdır.



    1. dra-sa-ap ar-miki “Arme şehrinin tanrısı Rasap”
    2. 3 Ar-miki al-KU Gi-za-anki “Kızanda olan 3 Armili”
    3.Eb-laki wa Ar-miki “Ebla ve Armi”
    4. 4 GİŞşilig 1 ninda ku-li en-en Ar-miki “Armi beyinin dostları için 4
    GİŞşilig 1 aş (çörek)”



    Buradaki “Ebla ve Arme” ifadesi ile Akat yazısındaki “Arman ve Ebla” deyimi arasında yakınlık görüp Arman toponimini Armi ile birleştiren araştırmacılar olduğu gibi, beş bin yaşında olan bu Arme bölgesinin, Hayların vatanı olduğunu iddia eden Hay-Ermeni bilim adamları da vardır. İ.M. Dyakkonov, bununla ilgili olarak şöyle yazar: “Bazı bilim çevrelerinde, Ebla ile komşu olan Siriya şehri Armanum’un adı olağanüstü bir ilgi uyandırmıştır; bir çok toponim ve etnonim metinlerinde karşılaşılan ar-miki (morfemi) şöyle bir ümit doğurur: ‘Acaba burada Ermenilerin kaynağını veya atasını göremez miyiz?’ Eblait metinlerinde zikredilen Ermenilere dair mit,kutsal kitaplardaki şehirlere ait mitler gibi erimeye mahkumdur.” (4, 336).



    İ. M. Dyakkonov, fikrini devam ettirerek şöyle der: ”Ermeni adı Haylar arasında hiçbir zaman kullanılmamıştır. Bu adı onlara başka halklar vermişlerdir. Ayrıca, Armanum yer adı, Armi ve Arami etnonimleriyle ilgili olup ‘göçer’ anlamı bildiren Aramey boyunun adından türemiştir.” (4336-337).



    Müellifin, Hay-Armi meselesiyle ilgili fikirleri doğrudur, fakat Arman ve Armi adlarının ikisinin de Arameylere bağlanması, fazla inandırıcı değildir; çünkü Türkçedeki vokal zenginliğine oranla, Sami dillerinde vokaller azdır ve bunların değişmesi gramatik yük taşır. Burada morfemlerdeki farklar da şüphe doğurur. Bunu aynı adlar arasında paralellik arayan Paul Garelli de “Ebla arşivindeki toponimler hakkında kayıtlar” adlı makalesinde itiraf etmiştir (I, 285) Bundan başka, Arman toponimi Türk halklarının onomastikasında ve proto-Azer boyları olan bölgelerde geniş olarakyayılmıştır.



    Arman (Başkurt Türklerinde çağdaş toponim)
    Arman (Aşkabat yakınlarında eski Türkmen şehri)
    Arman (Kerkük’ten aşağıda, Dicle yakasında dağ adı, M.Ö. XV-XII.asır)
    Arman (Kassi devri, Diala üstlerinde bir şehir; Alman olarak da okunur)
    Arman (Urmi kuzeyinde Zengi boyu, M.Ö. VIII. asır)
    Armanku (Kızıl Denizin yukarı kıyısında bir toponim, M.Ö. VIII. Asır)
    Armait (Mana’da Ziviye yakınlarında bir şehir, M.Ö. VIII. Asır)



    Bu listeyi uzatmak mümkün, ancak şimdilik bunlar yeterlidir; zira Türk halklarının dilinde Arman toponiminin muhtelif bölgelere taşındığını görebiliriz. Arme adını da, sadece Arameylere bağlamak doğru değildir; çünkü Arameyler hem bu adın kullanıldığı tarihten bin yıl sonra aynı topraklara gelmişler, hem de Arme toponimi Subar-Hurri boylarının yerleştiği bölgenin adı olarak kullanılmıştır. Yukarıda, Ebla yazıtlarında gördüğümüz Arme toponimi de, daha çok şehir ve bölgelere ad olmuştur. Aynı metinlerde “4 kişilik aş (çörek)” gibi ifadeleri bir tarafa bırakırsak, “Armi’li Dumur” ve “Uti beyi Tamur-lim” ifadelerindeki “demir” sözü, “Arimu’nun yaşadığı Abarsila bölgesi” (1, 251, 310) ifadesindeki (a)barsil enotoponiminin (?)Sami dilleri ile izahı zordur.



    Subarların yaşadığı Arme bölgesine geçmeden önce, aynı toponimin bugünkü Suriye’nin kuzeyinde değil, oradan hayli yukarıda Dicle’nin yukarı kollarından Zebene-su çayı yakasında olduğunu kaydedelim ve Mitanni devletinin merkez bölgelerinden olduğunu dikkate alıp Mitan boyları hakkındaki tarihî belgeleri gözden geçirelim; çünkü hakkında konuştuğumuz “Ermeni” adı ilk defa Armini şeklinde M.Ö. VI. Asırda aynı bölgede ortaya çıkmıştır ve aynı etnonimin bugünkü ilmî literatürde bilinen en eski tarihini yansıtır. Diclenin yukarı kıyılarında Urartulardan önce görülen Hurri boylarının Armini adı ortaya çıkana kadar, buradaki Subarlarla en az bin yıl iç içe yaşadıkları, tarihî kayıtlarda mevcuttur. Bu durum, belirli çağlarda belirli dilli grupların konfederasyonu için tabii şartları yaratmıştır ve Hurriler esasen Subar boylarından olan Mitan grupları ile karışmışlardır; çünkü Hurrilerin kurduğu devlet daha çok Mitan adıyla tanınırdı. Mitan kralı Tuşratta, Mısır firavunu III. Amonhotep’e (M.Ö. 1455-1424) yazdığı uzun mektubunda, ülkesinin adını Hurrice Hurrohe, mektubun Akatça olan kısmında ise, Mitani olarak adlandırmıştır (10, 95). Bizi ilgilendiren Arme bölgesinin Mitani ülkesinin ortasında olması ve Mitan boylarının yaşadığı topraklarda, gittiği yerlerde daima Arman, Ermen toponimlerinin, Ermeni etnoniminin ortaya çıkması gerçeklerini göz önünde tutarak, Mitan boyları hakkındaki bazı belgeleri gözden geçirelim.



    Habur ve Balık ırmaklarının (Balık hidronimi de Eski Türkçedir.) yukarı kıyılarında Batı Hurri boylarının kurduğu devletin (M.Ö. XVI-XIII. asırlar) başkenti Vaşşukanni idi ve ülkenin tamamı, Samice Hanikalbat, Mısır yazısında ise Naharain “İki çay ülkesi” olarak biliniyordu (10, 93). Fakat Hurrilerin doğu boylarından bazı gruplar Dicle’nin orta kıyılarına ve sol yakasına, bugünkü Kerkük bölgesine kadar gelmişlerdi. Bu sebeple de, Hurri izleri batıda Filistin’e, doğuda Güney Azerbaycan’ın güneybatı sınırlarına kadar kendisini gösterir. Elbette, Kafkas eteklerinden Ön Asya’ya gelen Hurriler, böyle geniş ve birbirinden uzak bölgelerde nüfuz sahibi olmak için, Asur baskısı altında yerli Subar boylarının yardımına sığındılar; onların gücünden yararlandılar. Bu sebeple, kaynaklarda Hurri şahıs adları ile zikredilen ve ilmî literatürde Hurri adı olarak sunulan Ariyen (Aryan adı Altay Türklerinde yaygın olarak kullanılır.) adından tutun da, Daşuk, Kaltuk, Siluk, Dada, İkita, Umbin-Api, Puta gibi adlara kadar Subar-Mitanantroponimi ile ilgilidir.





    Huri-Mitan devleti dağıldıktan sonra, Mitan boyları muhtelif bölgelerde ayrı ayrı derebeylikler şeklinde yaşayan diğer Subar boyları gibi zaman zaman şu veya bu devletin nüfuzuna girdiler ve bir kısmı İç Anadolu’ya bir kısmı da Urmi gölü havzası ile Orta Asya taraflarına göçtü; çünkü sonraki tarihlerde Mitan boy adı, aynı topraklarda hâlâ hatırlanıyordu. Kumuş’taki Özbekler arasında Moytan soyunu kaydeden XIX. asır büyük Kazak aydını Çokan Velihanov, Özbeklerdeki Mink, Diyahli, Barkut, Karakalpak, Katakan boylarının yanında Mitan boyunun da adından söz eder (11, 256). Harezm-Mitan ilişkisinden bahseden L.S. Tolstova, Karakalpak-Müyten boyunun atası Tamin Bey’in Kaptav (Kafkas) taraflarına gerçekleşen seferiyle ilgili efsaneyi kaydetmiş; Orta Asya ve özellikle Buhara bölgesinde Mitan boyları ile alakası olan bir çok etnotoponim olduğunu ve Mada-Mitan gibi toponimlerin X-XII. asır kaynaklarında zikredildiğini göstermiş ve bu boyların İran dilli olduğunu söyleyenlere karşı çıkmıştır: “Fakat yukarıda geçen bilgiler, (mes. Zerefşan Mitanlarının efsaneleri) yeni ihtimalleri ortaya çıkarmaktadır. Efsaneye göre, onların ataları Urmi (Güney Azerbaycan)ırmağı kıyısında yaşamışlar ve eski ismi Man imiş. ” (17, 246-253).



    Mitan boylarının Anadolu ve Azerbaycan bölgelerinde yaşaması hakkında Herodot ve Strabon derin malumat verir ve bu malumatlar, en az beş asırlık bir devri (M.Ö. V-M.S.I) kapsar. Eski Azerbaycan arazisinde Dicle’nin iki sol kolu olan “Büyük ve Küçük zap çaylarının Matien bölgesinden geçtiği”ni yazan Heredot, Matien boylarının İç Anadolu’da ve Urmi gölü havzasında yaşadıklarını kaydeder: “Yunanlılar, Kapadokyalılara Suriyeli der. Bu Suriyeliler, Pers hakimiyetine kadar Madalara tâbi idi; sonraları Kuruş’a tâbi oldular. Med ve Lidya krallıkları arasındaki sınır, aslında Halis çayıdır, ki bu da, Armen dağlarından başlayıp Kilikya’dan geçer ve sağında Matien, solunda Frikya bölgelerini bıraktıktan sonra kuzeye dönerek Kapadokyalı Suriyelilerle sol yakadaki Paflagonyalılar arasındaki tabii sınıra çevrilir (I, 72). Kuruş, Babil üzerine yürürken Gind (Diyala) ırmağına rastladı. Kaynağı dağlık Matien bölgesi olan bu ırmak, Dardanların toprağından geçip Dicle’ye dökülür (I, 189). Araz (Kızılırmak) ırmağının kaynağı ise, Matien dağlarıdır. Kuruş’un 360 kanala ayırdığı Gind çayı da, aynı dağlardan geçer (III, 94). Matien, Saspir ve Alarodilere 200 talant vergi konmuştu. Bu 18. daireydi (I, 202). Burada Kilikya’dan sonra Ermeni arazisi gelir; zengin otlakları vardır. Armenilerden sonra Matienlerin bölgesidir. Sonra Kissilerin ülkesi ve Hoapsi çayı yakasında büyük kralın oturduğu ve hazinesinin bulunduğu Sus şehri yerleşir.” (V, 49).



    Kızılırmak’ı Araz diye adlandıran Heredot’a itiraz eden Strabon (s. 500), söz konusu Matien, Armeni, Mada boylarının adından yapılan etnotoponimler hakkında şunları yazar: “Ksanf’ın dediğine göre, Artaksersin devrinde büyük kuraklık olmuş, ırmaklar, göller ve pınarlar kurumuştur. Ksanf, denizden uzak bir çok yerde –Armeniya, Matien ve Frigya’da- balık kulağı şeklinde taşlar görmüştür (I, 1.4). Mada eyaleti Matien...” (II, 1.14); “Aynı şey Mada, Matien, Armeniya Sakasena ve Areksena bölgelerinde de mevcuttur.” (XI, 7.2); “Girkanların öbür tarafında Derbikler yaşar; Kadusiler ise Parahoafr dağı eteğinde Mada ve Matienlerle komşudur.” (XI, 7.8); “Bu bölge (Atropatane) Armeniya ve Matien’dan doğuda, Büyük Mada’dan batıda ve her iki ülkeden kuzeyde yerleşmiştir. Güneydeen Girkan denizinin aşağı burnuna ve Matian’a yakınlaşır.” (XI, 13.2); “Sonra derler ki, önceleri küçük bir ülke olan Armeniya Artaksiy ve Zariadrın kazandığı savaşlar sonucunda genişledi.” (XI, 14.5); “Armeniya’da büyük göller var. Biri Mantiana adındadır ve anlamı “gök rengi”dir. Bu gölün Meotid’den sonra en büyük tuzlu göl olduğunusöylerler. Atropati’ya kadar uzanır.”(XI, 14.8).



    Mitan (matian, matien, moytan) boyları hakkında söylenenlerden, bunların M.Ö. II. bin yılın ortalarında Maveraünnehir’in kuzeybatısında Kafkas dil ailesine mensup Hurrilerin devlet kurmasına yardım ettikleri ve devletlerinin Mitan adını taşıdığı sonucu çıkarılabilir. Bu devletin etnik temeli olan Subar (Mitan)-Hurri boyları kuzeybatı Suriye’den doğuda Dicle kıyılarına kadar (Kerkük) muhtelif mıntıkalarda yerleşmişler; Mitan-Ermen boyları da Saka-Kımer boyları gibi aynı halkın soy belirleyicisi olmuşlar ve milattan önceki tarihî belgelerde birbirlerine komşu arazilerde kaydedilmişlerdir. Mitan devleti dağıldıktan sonra, bunların bir kısmı Anadolu’ya bir kısmı da Azerbaycan ve Orta Asya’ya göçmüştür. Heredot devrinde (M.Ö. V. asır), Mitan-Ermen boyları, İç ve Doğu Anadolu’da, Urmi gölünün dört yanını çeviren havzada görülürler. Strabon devrindeki Matien bölgesi, Mada ülkesinin eyaleti olarak zikredilir. Sonraki asırlarda Mitan boyları, Türk halklarının (Özbek, Karakalpak) bir boyu olarak zikredilir.



    Subar (Mitan) boylarından bir kavmin adı olan Ermen etnonimi, sadece eski Anadolu ve Azerbaycan’da değil, Orta Asya ve hatta Baykal gölünün arkasındaki “Erman dağları”na kadar yayılmıştır ve buralarda Erman köyü (Özbekistan’da), Eriman dağı (Kazakistan’da) gibi toponimler kullanılır. Ermen gruplarından güney Azerbaycan üzerinden Sibirya tarafına gidenler olduğu gibi, Azerbaycan’ın kuzeyinden Kafkas dağları tarafına geçenler de olmuştur. Azerbaycan’ın kuzeyindeki (Daryol, Demirkapı) geçit yolları, bu belgelerin izini Osetiya’da Erman toponiminde ve Samur ırmağı deltasındaki Armen-kala adlı eski, küçük bir şehrin adında saklar. Eski Ermik kenti, ermi//armi boyunun izini sakladığı gibi, Ermin adlı Başkurt boyu da, eski Ermeni etnonimini yaşatır. Azak yakasından bugünkü Bulgaristan’a gidip devlet kuran Tuna Bulgarlarının bir boyu da Ermi adındaydı ve oradaki Ermenli Türk kentinin adı 1934’e kadar yaşadı, sonra Drakaş-voyvoda adıyladeğiştirildi.



    Tarihten bellidir ki, güney Rusya çöllerine M.Ö. VIII. asırdan itibaren Saka boylarıyla başlayıp M.S. XII. asra kadar devam eden Hun, Bulgar, Subar, Hazar ve Kuman-Kıpçak boylarının göçleri ve buralarda zaman zaman kurulan devletlerin tarihi, aşağı yukarı iki bin yıllık bir devri kapsar. Tuna Bulgarlarında olduğu gibi, Saka boyları içinde de Armini etnonimine rastlamak mümkündür. Saka hükümdarıSkilur öldükten sonra, Olviya şehri civarında oturan Armeni boyundan savaşçılar, bu şehrin yardımına koşarlar. “Armeni okçuları” ifadesi, burada bulunan yazıda da kalmıştır (18, 53). Burada, milattan sonraki ilk yıllarda Doğu Germen (Ostrogot) boylarından Herusk topluluğunun liderinin adı Arminiy idi. 375’te Hunlar tarafından öldürülen Erman-arih de Doğu Got boyunun lideriydi. Görüldüğü gibi, Karadeniz’in yukarı kıyılarında Türk ve Doğu Germen boyları içinde armeni//erman//ermi//ermen adlı etnonimlerin izleri vardır. Genellikle, Germen-Saka teması Doğu Avrupa’da Germen-Hun çağından hayli önce olmuş ve bu toplulukları Kırım civarında asırlarca komşu olarak yaşamışlardır. Bu sebeple de, bazı söz ve morfemlerin Germen ve Türk dillerinde aynı şekilde kullanılması ve aynı aynı anlamı taşıması şaşırtıcı olmamalıdır. Her iki dilde de kullanılan -man eki de bu tür morfemlerdendir.



    Türk lehçelerinde bu morfemle vasıf bildiren sıfatlar (kocaman, azman, şişman) yapıldığı gibi, etnonimler de (Kuman, Karaman, Türkmen) yapılır. Yapısında bu ek olan Tirmen etnonominden bahseden Bizanslı Stefan (V. asır), Tirmenlerin Saka (İskit) boylarından olduğunu ve bu adın “kovulmuş” anlamı taşıdığını kaydeder (19, 174). Eski Azericede kullanılan it- “itelemek” fiilinden türeyen itir- “uzaklaştırmak, ittirmek” sözü –men eki ile kullanıldığında “kovulmuş” anlamında itirmen > tirmen etnonimi yapılır.Böylelikle, Hazar civarınde dolaşan gerek Saka, Subar, Bulgar gerekse de Azeri veya Türkmen boyları arasında Arman, Ermen, Karaman, Tirmen, Türkmen etnonimlerinin yapılmasına imkan veren dil zemini oluşur. Etnoformant statüsü kazanan –man eki, zamanla men zamiri yerine kullanılır. Kazaklarda, soy adı olan Türkpen modeli ile yapılan etnonim Türkmen modelinden ayrılmaz. Ayrıca, Proto Türkçede men zamirinin me-n şeklinde oluştuğunu da dikkate almak gerekir. Üzerinde konuştuğumuz Ermen adı da ar//er//ér “kişi” ve man //men//mén etnoformantı ile yapılmıştır ve günümüzde Ermin şekliyle Başkurdistan’da kullanılmaktadır (23, 60).



    Buraya kadar söylenenler, Ermen adının eski çağlarda, Türkçe model alınarak Türk boylarının adı gibi yapıldığını, Anadolu’dan Baykal gölüne kadar, Urmi gölünden Azak denizine kadar muhtelif bölgelerde Türk toplumu içinde göründüğünü ortaya koyar. Yukarıda yarım bıraktığımız Armi bölgesi ve onun zemininde yapılan Armini ülkesi bahsine dönelim. Mitan devleti dağıldıktan sonra, Maveraünnehir’in kuzey bölgelerinde ortaya çıkan ayrı ayrı derbeyliklerden biri de Arme bölgesi idi.



    Milattan önce II. binyılın sonları ve I. binyılın öncesinde yukarı Maveraünnehir bölgesine Aremey boylarının akını başlar ve bugünkü Suriye’nin kuzey bölgelerinde yerleşen bu boylara bağlı Asur kaynaklarında KUR Areme, mal Arame, KUR Aramu gibi yer adları ve Aramaia, ahlamaia gibi etnonimler işlek sözlere çevrilir (AVİİU, no.18; no.28). Bu adların Sami dilli Aremeylere ait oluşu şüphe doğurmaz; lakin bütün bu adlar, o çağlarda Kaşgar dağlarının eteklerine kadar yayılsa da, Diyarbakır sınırına ulaşmaz. Bizi ilgilendiren Arme bölgesi ise, Diyarbakır’dan kuzeyde, Murat ırmağının güneyinde ve Subar beyliğinin batısında yerleşmişti. Burada Arameyler değil, Mitanni devrinden kalan Subar-Hurri boyları yaşardı; ülkeleri de Armi etnonimi ile Urartu yazıtlarında Arme, Asur metinlerinde ise Arime olarak adlandırılırdı. Ayrıca, Aremeylerden bin yıl önce Ebla vesikaları, bu Arme ülkesinden bahsetmiştir. Sonraları Tuna Bulgarları içinde gördüğümüz aynı Armi (Ermi) adının ve Azak denizi-Sibirya-Azerbaycan üçgeni dahilinde gözden geçirdiğimiz diğer etnonim ve toponimlerin Sami-Aremey boylarıyla kesinlikle ilgisi yoktur. Aynı çağlarda Urartu kraliyet ailesinde rastladığımız Erimen, Aramu // Arama adlarının da Aremey boyu ile alakası olmadığını kaydedelim. Arme ülkesinden geçen Zebene-su ırmağının eski adı Subna(t) idi ve her iki şeklin mukayesesi, *Sub-Ana ilk şeklini ortaya çıkarır; sonraki pseudo-Ermeni yazıtları, bu bölgede Türk (Tork) adındaki tapınak hakkında dabilgi verir.



    Belirli zamanlarda Asur-Urartu hücumlarına maruz kalan Arme bölgesi zayıf olduğundan, tedricen Asurlara tâbi bir eyalete dönüştü. Fakat onların doğusunda olan küçük Subar beyliği 673 yılına kadar müstakilliğini koruyabildi. Aynı tarihte Asurlar tarafından yıkılan Subar Beyliği’ne Asurların iki valisi atandı ve Arme bölgesi de Batı eyaleti sınırlarına adhil edildi. Her iki eyalet, tahminen bugünkü Muş-Bitlis-Diyarbakır-Hazar gölü arasındaki araziyi çevrelerdi ve o çağlarda burada temel olarak Urmi, Subar, Armi boyları yaşardı. Armilerden yukarıda Bingöl taraflarında Kaşgaylar vardı. Bu Türk boyları içinde Mitan devleti çağından Hurri boyları da kalmıştı. Asur devleti dağılana kadarki yarım asır içinde bu eyalettebazı tarihî olaylar yaşandı.



    Kuzeydoğudan gelen Saka-Kımer boyları, Urartu devletini Van civarında sıkıştırıp zayıflatmıştı. Onlar Asur devletine de Mana sınırlarından itibaren, korku salarak hükmediyorlardı. Bu durumda Saka beyi Partatu ile müttefik olmayı başaran Asurlar, Asur devletinin dağılma sürecini epeyce uzattılar ve kazanılan vakitten faydalanmaya çalıştılar. Mana ve Mada topraklarından henüz çıkan Asurlar, yıktıkları Subar ülkesini güçlendirmek için, Arme bölgesini buraya katarak iki büyük eyalet oluşturdular. Halkın etnik terkibini değiştirme siyaseti güdüp kuzeybatı Suriye ve Frikya bölgelerinden getirdikleri Aremey, Muşk vs. toplulukları buraya yerleştirdiler. Bu esirler arasında Hay topluluklarının olması da muhtemeldir; çünkü sonraki Hay-Ermeni kaynakları, buradaki iskanlar hakkında bilgi verirler. Buradan kuzeye çekilen Subar, Mitan-Armi ve Urmi toplulukları ise, Saka-Kımerlerle birleşip yeni bir güç oluşturdular ve önceleri Urartu eyaletinin olduğu bu arazide, Fırat nehrinin yukarı akıntılarında VII. asrın sonunda Küçük Ermen (tarihî Ermenistan) bölgesi kuruldu. Bu bölgenin askerleri, Asur devletine karşı 615’te başlayan büyük savaşta Mada ordusuna katıldılar ve Mada kralı Kiaksar, Asur devletini yıktıktan sonra, Ermen bölgesini müttefik ülke olarak, müstakil beylik statüsünde Mada vilayetine çevirdi; Saka boyundan Parur Bey’i buraya vali tayin etti. Böylelikle, ilk “Ermen krallığı” 612’de, halkı esas olarak Türk (Armi-Mitan, Urmi, Kaşgay, Subar, Saka-Kımer) ve Hurri-Urartu boylarından ibaret olan bu Mada eyaletinde kuruldu. Hıristiyanlığın yayıldığı çağlarda bu bölgeye sızan az sayıda Hay grubu da, sonraları buranın halkı halinegeldi.



    Fırat nehrinin yukarı kısmındaki Murat nehri kıyıları ile Van gölünün kuzeybatısında kurulan Ermen devleti, Mada devletinden sonra Pers (Ahameni) devletinin bir eyaleti olmuş; sonra da sırasıyla Makedonya-Selevki’nin, bugünkü Türkmenistan’dan gelen Ersakların, Rum-Bizans ve İran’ın (Sasani), Hilafet’in, Selçukluların, Osmanlıların ve Türkiye Cumhuriyeti’nin toprakları olmuştur. Adı geçen devlet ve imparatorluklarun liderleri buraya tayin ettikleri vali ve beylere, bazen komşu bölge ve ülkelerin de idaresini vermişlerdi. Bu da belirli devirlerde Ermen ülkesinin etnik bakımdan değil, siyasî-askeri bakımdan geniş arazileri kapsayan valilik statüsü ile tanınmasına sebep olurdu. “Büyük Ermenistan” ifadesi de böyle ortayaçıkmıştır.



    Buradaki Ermen ülkesinin adı, yukarıda gözden geçirdiğimiz diğer etnonimler gibi, er-men kalıbında yapılmıştır; lakin burada Subarların Mitan-Armi boylarının da olduğunu dikkate alırsak, aynı etnonimin Urartu dili vasıtasıyla oluşturulduğunu istisna kabul edemeyiz. Çünkü Türk lehçelerinde olduğu gibi, Urartu dilinde de Armi yer adından Armini (“armili”) etnonimi oluşturulabilir. Zira, Urartular da hiçbir zaman kendilerine Urartu dememişler ve Van gölünün eski adı Bia sözünden, kendi adları olan Biaine (Bia-ine) etnonimini ve ülkenin adını (Biaine=Urartu) oluşturmuşlardır. Fakat Hurri-Urartu dillerinde etnonimler daha çok –na / -ne ekiyle değil, -ge ekiyle verilir. Her iki durumda, Subar boylarından olan Mitan-Armilerin adından türeyen Armini adının Haylarla ilgisi yoktur ve burada akademisyen İ. Meşşaninov’un Erimen terimi hakkında ortaya attığı fikri bir kez daha hatırlatalım: “Terim, Ermeni saldırısının bilimsel tesbitinden çok daha öncebu çevrede mevcuttu.” (13).



    Buraya kadar söylenenelere şunu da ilave edelim: I. Dara’nın Bisütun kayasına yazdırdığı üç dilli yazıtta Arminiye ve Urartu ülke adları sinonimdir. Aynı yazıtta Babil isyanını yöneten Ermeninin adı da Araka // Uraka şeklinde verilmiştir. Bu da, 1640’ta Kumuk bölgesine yerleşen Nogayların hanı Uraka ile adaştır (25, 278). Nihayet, bugün de Mitan ve Ermen (Ermin) boylarının Türk halklarının içinde olması olgusu, eski Ermenhalkının kaynağını açıkça gösterir.


    Böylelikle, Bisütun yazıtında, isyancı Armini, Araka adındaysa, Armini ülkesine Pers Vaumisle, Dadarşiş adlı bir Armini gönderdiyse, Dara’nın kâtibi ülkenin adını Elam ve Pers dilinde Armini, Akat dilinde Upaştu (Urartu) şeklinde yazdıysa; eğer Genceli Nizamî, Mehbanu’nun diliyle yaylağı Ermen dağları olan Şirin’e “Biz Efrasiyap soyundanız.” diyorsa, bugün Ermin adını Başkurt boyu taşıyorsa, bütün bu adlar sahte Ermeni (Pseudo-Ermeni) Haylara değil, Subar, Saka, Azeri ve diğer Türk boylarına aittir.

  17. #17
    Junior Member
    Bağlantı Tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    145

    Varsayılan Konu: Gerçekleri Her Kes Bilmelidir.

    Ünlü Türkolog G. Clouson, şu anda Ermeni Kıpçakçası olarak adlandırılan bu dilin, etnikleri tam olarak belli olmayan Kıpçakların dili olduğunu, tam ne zaman belli olmayan Ermeni Grigoriyan dinini kabul ettiklerini ve kendi dillerini yalnızca Ermeni alfabesiyle kaydettiklerini belirtmiştir. A. Garkavets, önceden Ermeni Kıpçakların ve dillerin ortaya çıkışı hakkında doğru olmayan düşüncelerin var olduğunu belirtmektedir. Yeni görüşlerine göre ise, ne Ermeniler, ne de onların dillerini kullanmalarının var olduğunu, sadece Moğollar dönemi öncesinde Kırım’daki Kuman Kıpçaklar dört gruba ayrıldığını, birinci grubun Hristiyan dinini kabul edip kendilerini Yunan olarak, ikinci grubun Ermeni Grigoriyan dinini kabul edip kendilerini Ermeni olarak, üçüncü grubun (kalan Hazarlarla beraber) Yahudiliği kabul edip kendilerini Karaim olarak kabul ettiklerini ve dördüncü grubun ise daha sonra İslamı kabul etmek üzere putperest olarak kaldıklarını ve böylece “Kıpçakça” bir çoğu için ana dili olduğunu, çünkü hem genetik, hem etnik hem de dil konusunda bu halkın Kumanlara, Kırım Tatarlarına, Karaimlere, Kırım Urumlarına yakın olduğunu belirtmektedir [Daşkeviç, 1983, 94]. Yine Garkavets, XVI-XVII yy’da Ermeni Kıpçakçasıyla yazılmış eserlerin, genellikle Kamenets-Podolsk ve Lvov’da kendilerini bazen “_ıpça*” olarak, ancak genellikle “Ermeni” olarak adlandıran ve Ermeni Grigoriyan dininden olan Kıpçaklar tarafından yazıldığını bildirmektedir [Garkavets, 1979, 6; Daşkeviç, 1983, 96]. Ancak Daşkeviç, Ukrayna Ermenilerinin hiçbir zaman kendilerini “_ıpça*” olarak adlandırmadıklarını belirterek Garkavets’ın bir hata yaptığını söylemektedir [Daşkeviç, 1983, 96].

  18. #18
    Administrator
    Bağlantı Tarihi
    Dec 2002
    yaş
    43
    Mesajlar
    19,360

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Konu önemli olarak işaretlenmiştir.

  19. #19
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Varsayılan Konu: Hay'lar Nasıl Ermeni Oldu "Ermeni Adının Kaynağı"

    Teşekkürler.

  20. #20
    Member Zaur's Avatar
    Bağlantı Tarihi
    Apr 2004
    yaş
    30
    Mesajlar
    723

    Exclamation Hay'lar "Armeniya" Ülkesine Nereden Geldiler "Hayların Kökeni"

    Hay'lar "Armeniya" Ülkesine Nereden Geldiler "Hayların Kökeni"
    --------------------------------------------------------------


    Kendilerini Hay olarak adlandıran halkın (sahte Ermeniler) etnognezi karmaşık bir problem gibi pek çok ilmi araştırma ve sempozyumun konusu olmuştur, fakat Hay tarihçi ve bilimcilerinin 5 asırdan beri dolaştırmaya başladığı ipin ucu hala bulunamamıştır. Alanlarında tam anlamıyla söz sahibi bilim adamları, Hay-Ermeni tarihini, eski Ermeni halkının tarihinden ayırmakta, Hay tarihçilerinin uydurmalarına inanan bilim adamları ise, bu iki ayrı tarihi birbirine karıştırmaktadır. Eski Ermeni halkı ile ilgili önceki yazılarımda bilgi vermiştim, burada ise söz konusu Hay halklarının kökenidir. Herhangi bir halkın kökenini belirlemek için, etnogenezle ilgili bilim kanunları; ilk önce, halkın fizyolojik tipi, tarihi coğrafyası, konuştuğu dil ve taşıdığı kültür dikkate alınmalı, çıkarılan sonuç tarihi belgelerle onaylanmalıdır.


    Hayların kökeni hakkında var olan fikirler iki temel gruba ayrılabilir. Bunlardan biri, Hayların Anadolu’da yerli halk olduğu fikri üzerinde kurulan çeşitli ihtimalleri, diğeri ise Hayların buraya başka bir yerden gelme halk olduğu fikridir. Bunlaran ilkini savunanlara göre:



    1. Haylar dünyanın en eski halklarındandır, onlar, Nuh’un Ağrı Dağı (Ararat) eteklerine yayılmış olan torunlarının çocuklarından Hayk’ın soyudur.


    2. Bugünkü Haylar geçmiş Hurri-Urartulardır.



    3. Haylar Hint-Avrupa kökenlidir, fakat onların ana yurdu Avrupa değil Ön Asya’dır.



    Önce Hayları, yerli halk sayan birinci grup bilim adamlarının teziyle ilgili görüşümüzü belirtelim. Çünkü bu gruba dahil olan bazı Hay bilimcileri ve onlara yol gösteren yabancı meslektaşları, nerede eski “Ermeni” adına benzer bir söz görseler, Hayların tarihini oraya bağlamak isterler ama farkına varmazlar ki, bu “Ermeni” o “Ermeni” değildir. Hatta, önceleri, Etrüsklerin Haylardan türediğini idda eden R. Ellis, daha sonra bu düşüncesini bir yana bırakıp, Hayların tarihini Etrüsk-Bask akrabalığına dayandırmıştır. Anlaşılan o ki, R. Ellis Etrüsk dilinde “arimeni” sözünün “maymun” anlamına geldiğini gördükten sonra tezinden hemen vazgeçmiştir. Öncelikle, Haylar eski halk değildir, çünkü IV.-V. asırdan önce bilim alanında bir tek Hay sözüne rastlanmamıştır. İkincisi Sümerlerin “Bilkamış” destanından kutsal kitaplara geçen Nuh Tufanı Efsanesi, İncil’nın Yunanca’dan Hayca’ya tercümesinde değiştirilmiş, Hayların büyük babası Hayk’ın adı buraya eklenmiştir, çünkü ne Yunanca ne de Yahudi dilindeki İncil’de Hayk adı da Hay sözü de yoktur. Burada Ararat gibi okunan “RRT” ise aslında Urartu adının Samice yazılışıdır. Üçüncüsü, eski Hurri-Urartu halkları Hay olamaz, çünkü onlar Kafkas dilli, Haylar ise Hint-Avrupa dilli halktır. Dördüncüsü ise, bütün Hint-Avrupa kökenli halkların önce ana yurdu Avrupa’da olduğu halde, Hayların ana yurdunun Ön Asya’da olması absürttür. Ancak, Hayları yerli halk sayanların bütün delillerini göz ardı etmek de doğru değildir. Bu görüşlerdeki bazı noktalar, sadece küçük bir düzeltme ile kabul edilebilir. Mesela, “Hayların önceleri ana yurdu yoktur”, Ermeni ülkesi “onların ikinci ana yurdudur” anlamına gelir; “Hurri-Urartuları Hay değildir”, Hayları, Hurri-Urartu medeniyetini benimseyen, Hurri-Urartu halkından bir kısmını asimile eden halk saymaktır ya da Nuh efsanesinin Hay versiyonundaki “Yafes→ Kamer→ Tiras→ Torkom→ Hayk” soy ağacının (Korinatsi, I.XII) Haylardan önce gösterilen boyların yerli mitlere bağlandığı düşünülebilir. Böylece Hayk’ın Saka boyları Kamer, Tiras ve Hazer hakanı İosif’in mektubundaki Hazer (azer) soy kökünün Tokarma (Torkom) boylarından sonra gösterilmesi de gösterir ki, Haylardan önce Ermeni ülkesinde aynı Türk boyları yaşamışlardır.



    Hayları, Ermeni ülkesine gelme halk sayan bilim adamları daha fazla olduğundan miras yolu ve tarihi hakkındaki versiyonlar da oldukça çeşitlidir. Burada, aynı düşünceler üzerinde etraflıca durma imkanımız yok, yalnız yeri geldikçe bunlara temas edeceğiz. Hayların etnogenezi meselesi doğrudan aynı mirasın tarihi ve coğrafyası ile ilişkili olsa da, önce bu meselelere açıklık getirebilecek antropolojik tip ve dil hakkındaki bazı bilgileri hatırlamak gerekir.



    Kafkas ve Anadolu halkının çıkık burun kemiği, uzun çenesi ve arkası düz kafatası (yassıbaş) fizik görünüşü ile ayrılan Haylar, üstelik Avrupalı ırkından olan soydaşları içinde de ayrıca “armenoid” kolunu oluşturur ki, bu da onların karışık bir etnos olduğunu ortaya koyar. İlginçtir ki, el işareti ile sağır-dilsiz dilinde “konuşanlar” da Hay (Ermeni), demek istediğinde başının arkasını elle sıvazlama hareketinden faydalanırlar, bu yolla “yassıbaş” mecazını ifade etmiş olurlar. Dara’nın Sus’taki heykelinin kaidesinde çeşitli halkları temsil eden resimlele birlikte her şeklin üstünde de milletinin yazılı adı vardır. Bu resim dizisinde armini resmi “armenoid” değildir, oradaki diğer Saka tiplerine aittir (20, s. 124-125 ve 249-250’deki resimler). Böylelikle, “armenoid” Haylar, fizyolojik tipe göre, Ermeni ülkesinde yerli halk değildir, daha doğrusu, yerli Ermeni halkı Hay değildir. Hayların dili de glottogenez bakımından Hint-Avrupa dillerine aittir ve yakınlık derecesine göre şöyle sıralanabilir:



    Hay (Ermeni) ↔ Yunan ‹ › Balto-Slavyan ↔ Hint-İran Bu şema, bir zamanlar tarihçi Y. A. Manandyan’ın ileri sürdüğü “Proto-Haylar Balkan yarımadasında İlliryalılarla Makedonyalılar arasındaki bölgede yaşamışlardır” düşüncesini haklı çıkarır. Aynı bilim adamı, XIII.-XII. asırlarda Küçük Asya’ya inen Ermenilerin (Haylar) adları, M.Ö. VI. asırda Fırat Nehri’nin yukarısındaki Ermeni ülkesine geldiklerinden Büsut’un yazısında da belirtilmiştir. İ. M. Dyakonov ise, aynı tarihi VI. asırdan XII-X. asırlara kadar eskiye götürür, çünkü o devir Asur yazılarında adı anılan Muşk kavmini Hay sayar (3, 168-169). Şimdilik tarih konusunu biryana bırakıp Hay dilinin özelliklerine bakalım.



    Proto-Haylar Ermeni ülkesine geldiklerinde dilleri Hurri-Urartu unsurlarıyla zenginleşti, fakat bu dil, bütünlüğünde Hint-Avrupa özelliğini koruyabilmesine rağmen Hilafet devrinde Azeri bölgelerine yaklaştıkça Azeri dilinin etkisi altına girip önceki yapısından bir hayli uzaklaşmıştır. Böylece, Krabar olarak adlandırılan eski Hay dili, yazı ve kilise dili olarak bir süre devam etmişse de Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulduğu çağlarda Hayların konuşma dili olan yeni Aşkarabar Hay halkı içerisinde yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Krabar’ın sentaksı, şimdiki Fransızca ve Rusça’nın sentaks yapısına uygunsa olsa da, artık Aşkarabar’da Azeri dilinin sentaks yapısı, öğe uygunluğu ve söz dizimi etkisi altına girmiş, yeni Hay-Ermeni dili önceki özelliğinden hayli uzaklaşmış ve şu şekilde farklılaşmıştır:



    Eşit, oğul nasihatını atanın senin > Oğul, atanın nasihatını eşit
    Ev Petrosun > Petrosun evi
    iki evler > iki ev
    adam bu > bu adam



    Fakat, Hay dili, Hint-Avrupa dillerinden ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, dil bilimi, bütün bu zenginleşme ve deyimleşmeler bakımından onu, Hint-Avrupa dilleri ailesinden tecrit edilmiş dil saymamaktadır. Hay dili yakın akrabalık bakımından Yunanca’ya, sonra Slav daha sonra da İran dillerine yakınlaşır. Bu ilmi glottogenez ölçüsü Hayların Ermeni (Armina) ülkesine sonradan gelme halk olduğunu aksiyom olarak ortaya koymaktadır. Hem antropoloji hem de dilcilik bilimi tarihi Ermeni ülkesinde Hay etnosunun yerli halk olmadığını onaylamaktadır. Göçün yönü ve tarihi konusunda ise ileri sürülmüş düşüncelerin en eskisi Heredot’a aittir. M.Ö. V. asırda yazılmış bu bilgi şöyledir: “Makedoniyalılara göre Frikler (Phrikler) Avrupa’da onların komşusuyken Brik adını taşıyorlardı. Asya’ya göç ettikten sonra vatanları ile birlikte Frik adını aldılar. Frik kolonisinden göç etmiş Armeniler de Frikler gibi silahlanmışlardı, her ikisinin önünde, Dara’nın kızı ile evlenmiş olan Artokm önder idi (VII.73).



    Bugün glottogenez bakımından Hayların Avrupa kökenli olduğunu gösteren dilcilik biliminin geldiği sonuç Heredot’un bilgisini onaylamaktadır. Aynı tarihçinin sözlerinden anlaşılıyor ki, Ermeniler (Haylar) Balkan’dan Küçük Asya’ya birlikte göç ettikleri Friklerin kolonisi olmuş, sonra buradan Ermeni ülkesine göç etseler da Friklerin kolonisi olduğu çağlarda ki silahlanma geleneğini hala yitirmemişlerdir. Dara’nın Saka üzerine gönderdiği büyük orduda, bir önderin liderliğinde, aynı ordunun bölüğünde bulunmaları da Frik-Hay etnik geleneği veya toprak yakınlığı ile bağlantılıdır.



    Friklerin Küçük Asya’ya gelmesini XII-VIII. asırlar arasında çeşitli yıllara bağlayan uzmanların birbiri ile çelişen tartışmalara girmelerinden anlaşılıyor ki, Küçük Asya’ya gelen Frikler VIII. asırda Halis (Kızılırmak) Nehri’nin orta kısımlarında devlet kurmuşlar, bir asır sonra da burada kurulan büyük Lidya devletine dahil olmuşlardır. Heredot’un Ermenileri (Hayları) Frikya’dan göç etmiş halk olarak göstermesinden anlaşılıyor ki, aynı çağlarda Hay milleti Frikya’nın merkezi Gordion (şimdiki Yassıhöyük) şehrinin güney tarafından şimdiki Haymana bölgesinden Malatya ve Kuzey-batı Suriye’ye göç etmişlenrdir. Strabon, “Ermeniler, Suriyeliler ve Araplar yakın komşu olarak yaşadıklarından sadece dillerine göre değil, yaşam tarzına, vücut yapılarına göre de birbirlerine benzemektedir”der (I. II. 34).



    Hayların Ermeni ülkesine gelinceye kadar aynı bölgelerde ve daha sonra Arme, bölgesinde yerleşmeleri Hay tarihçilerinin kendi eserleriyle de Hay dilindeki Aramey, Hurri-Urartu sözleri ile de ortaya çıkmaktadır. Hayların göç yolunu, Balkan Yarımadası → Frikya → Malatya → Arme ve Kuzey Suriye → Arminiya yönünde olduğunu eski tarihçilerin sözleri esas alınarak teoride yeniden kurmak mümkündür, fakat bu göçün tarihini tam olarak belirlemek zordur, çünkü aynı göç dönemlerinde Hayların kendi diline ait bir tek iz veya söz yoktur ki, bizi hiç olmazsa tahmini bir tarihe götürsün. Buna göre, Hayların Friklerle Küçük Asya’ya XII. asırda geçmesi o kadar da inandırıcı değildir. Öyle ki, Friklerin Avrupa’dan Asya’ya geçmesi, Proto-Hayların en yakın akrabalık ilişkisi olan Yunan halkı içinden çıkmış tarihçilere göre, Trova (Troya) Muharebesi’nden sonraki dönemlerde başlamıştır. Yunan halkının kendisi de VIII. asırdan sonra Küçük Asya’nın batı sahillerine yerleşmeye başlamışlardır.



    Bazı araştırmacılar Proto-Hayların Muşk boylarından biri olduğunu sandıklarından onların Anadolu’ya gelişlerini XII. asra getirip dayarlar. Fakat dikkate almak gerekir ki, Asur, Urartu ve Yahudi kaynaklarında Muşk etnonimi Hayları değil Frikleri bildirir(22,46). Yeri gelmişken belirtelim, eski Hayların içinde yayılmış bulunan Frik ve Muşeğ şahıs adları da Hay-Frik Hay-Muşk ilgisini göstermektedir. Genellikle, Ön Asya tarihi XII. asırla girişik bir devirdir ki, bu devirde neyin nerede başladığını belirlemek kolay değildir. Çünkü XII. asırda iki nehir arasında, aşağıda Kassi sülalesi, yukarıda Mitanni Devleti, Anadolu’da Hett Devleti dağıldı ve bütün bu bölgelerde bir çok küçük beylik ortaya çıktı. Yalnız X. asrın sonunda Asur Devleti güçlendi. IX. asırda Urartu tarih sahnesinde belirdi. Fakat, bu çağlarda, Kuzey Suriye’ye yoğun bir Aramey akını başlamıştı. Eğer Hay milleti X-VII. asırlar arasında Fırat Nehri kıyılarında olsaydı, adları, buraları defalarca fetheden Asur ve Urartu çarlarının düzlüklerinde belirirdi. Bu arada unutmayalım ki, Ermeni ülkesi, VIII.-VII. asırlarda Saka-Kamer boylarının at oynattığı toprakların ortasında yerleşirdi.



    Bana göre, Frikya devletinin bir kolonisi olan Haylar, bu devlet dağıldıktan sonra, VII. asırda Malatya bölgesine, Asur ve Urartu devletleri dağıldıktan sonra da, VI. asırda Diyarbakır’dan epeyce yukarıda olan eski Subarların Arme bölgesine geçebilmişlerdir. Arme ve Van Gölü arasındaki bölge (eski Subar Beyliği) Hayların ikinci ana yurdu haline gelmiştir. Bu konuda K. A. Melikişvili şöyle der: “Eski yerli halkın dili ile karışan Ermeni (Hay) dili baskın çıktı, fakat, baskın dilin birleşiminde, özellikle sözlüğünde, onların asimile ettiği mağlup Hurri dili, galip dili zenginleştirdi. Sonra Ermeni halkı, eski Urartu bölgelerine yayıldı ... bunların da bir kısmı Ermenilere karıştı” (10, 419).



    İki farklı dilde konuşan halk eğer karışıp kaynaşırsa, bir süre için iki dillilik durumu ortaya çıkar ve yavaş yavaş bu dillerden biri üstünlük kazanıp yaygın, işlek bir dile dönüşür. Genellikle iki dilin birleşip karışık bir dile çevrilmesi mümkün değildir, bu sebeple dillerden birinin üstünlüğü ile değişmiş dille konuşma devam edebilir. Fakat, bu yenileşme bazen o derecede olur ki, dil, önceki formasından bir hayli farklılaşır; “Krabar”ın “Aşkarabar”a dönüşmesinde oluduğu gibi. Kr. Kapansyan, Hay-Emeni dilinin yapısı hakkında şöyle der: “Hitit, Urartu, kısmen Gürcü ve Hurri dilleri ile Ermeni dilindeki Hint-Avrupa dışındaki unsurlar arasında benim yaptığım karşılaştırma epeyce malzeme vermektedir İran, Suriye, Asur-Babil, Yunan, Gürcü ve başka dillerden alınma sözleri, ayrıca saf Hint-Avrupa (bana göre 400-450) köklerini çıkardıktan sonra Ermeni dilinin aslını, özünü oluşturan yaklaşık 5000 söz ve 30 kadar yapım ve çekim eki kalır” der (9,79).



    Yazar başka dillerden söz ederken şüphesiz, Türk dillerini de göz önünde tutmaktadır. Çünkü diğer dillere nisbetle Türk dillerinin Hay-Ermeni diline etkisi daha kuvvetli olmuş ve bu etkinin altında Hayların dili Hint-Avrupa dilleri için bile karakteristik olan bir dizi unsuru yitirmiştir. Tanınmış dilci Profesör H. Açaryan Hay- Ermeni dilindeki Türk sözlerine ait 300 sayfalık eserini 1902’de yayınlamıştır. Aynı zamanda, Alman bilim adamı Mordtman 1870’te; “Bilinir ki, Ermeniler Hint-Avrupa kökenli halktır, fakat onların dili Turan (Türk F.A..) dillerinin güçlü etkisine maruz kalmıştır. Bu ifade ile, pek çok asırlık ilişki sonucunda Osmanlıcadan alınmış sözlerin olmadığını, MS VI.-VII. asır Ermeni dilindeki Turan sözlerini göz önünde tutuyorum. Bu o dönemdir ki, Selçuklular, Osmanlılar, vb. henüz tarih sahnesine çıkmamıştı. (24.6)



    Ne kadar paradoks olsa da Hay dilinin eskiliği (MÖ VII-V. asırlar) bu dildeki Hurri-Urartu veya Aramey sözleri ile değil, Hay dilinde var olan eski Türkizmlerle tesbit edilebilir. Böylece, Proto-Hayların diline Hurri-Urartu sözleri Van civarında yeni Hay Halkının formalaştığı V-I. asırlar boyunca aramey sözleri ise Kuzey Suriye’de Milattan sonraki çağlarda da bulunabilirdi. Fakat sonraki Azer-Hezer dilinden alınma avcı, yuğ (yağ), tel gibi sözlerden farklı olarak eski Hay dilinde öyle Türkizmler var ki, bunlar ne Azeri ne de Anadolu Türkçesinde aynı formada kullanılmaz. Anlaşılıyor ki, Haylar daha Ermeni olmadan önce Anadolu’da Kaşkay, Urum ve Saka-Kamer boyları ile ilişkide olduğu çağlarda bu sözler onların diline geçmiştir:



    karkut – kar tanesi (dolu)
    kızğan _ kazan
    kusan _ ozan
    varsağ _ aşık (varsak)
    yermuk _ yarma
    yengibar _ yenibar
    soh _ soğan
    caş _ aş
    hot _ ot


    Ancak şu da mümkündür; Asur çarları Muşkların ardınca esir aldıkları Hayları da VII. asırda Armi bölgesine ve 673’te dağıttıkları Subar beyliğinin topraklarına yerleştiklerinde burada henüz Hurrilerle sınır komşusu Subar-Mitan (Armi) boylarından kalma halk vardı ve aynı eski Türkizmler burada Hay diline girmişti. Arime//Arme adından bahseden Prof. Kapansyan’a göre, bu bölgenin halkı kendi dili ve kültrü bakımından Hurri-Subar etnik boylarına aitti ve Haylar MÖ VI-III. asırlarda, tarihi Urartu’yu etnik-medeni ve siyasi yönden benimsemiş, yerli halk ile bir iki asır devam eden birlikte yaşayış III. asırda sona ermişti. Aynı yazar bu düşünceyi sürdürerek Hayların “Ermenileşme” meselesini şöyle açıklar: Suriyelilere, Yunanlılara ve diğerlerine İranlılardan geçen Armen adı, Armina toponimisinden türemiştir. Tabii ki, Urartu halkı gibi, Subar-Arimelerin de Haylaşması süreci sona erdiğinden biz, artık Yunanca formalaşmış “Armen-oi, Armen-ia”yı hem de mümkün olduğunca Hay dili baskınlığı ile Armen adı altında oluşmuş yeni bir etnik özellik olarak düşünmeliyiz”(9,209).



    Hay-Ermeni halkının tarihi ve dili üzerine büyük uzman Prof. Kr. Kapansyan’ın bu fikrinde bazı küçük düzeltmelerle anlaşmak mümkündür. Düzeltmeler, temelde Hayların Ermenileşme tarihi ile ilgilidir. Hayların yeni etnonimi tam benimsemesi milattan önce değil, milattan sonra da III-V. asırlarda bu bölgede devam eden hristiyanlaşma dönemine aittir. Proto-Haylar Arme-Subar bölgesinde yaşadıkları birkaç asır boyunca Hurri-Subar kültürü ile şekillenip Hay halkına dönüştüğü dönemlerde kuzey komşusu Ermeni ülkesi ile de sıkı ilişkiler kurabilmişlerdir. Anlaşılıyor ki, Saka-Kamer boyları Ermeni ülkesinden Azerbaycan’a çekildiğinde Hayların bir kısmı Ermenistan’a geçip burada yerleşmişlerdir. Buna göre, sonraki asırlarda burada bulunan Haylar da Ermeni//İrmeni olarak adlandırılmışlardır.



    Hayların sadece dili değil kültürü de Türk gelenekleri ile zengin renkler kazanmıştır. Sonraki asırlarda ortaya çıkan kaynaklardan açıkça anlaşılmaktadır ki, daha Selçuklular Anadolu’ya gelmeden yerli Türk giyim, mutfak, sanat ve müzik kültürü yeni Ermeni-Hay etnosunun kültüründe derin izler bırkamıştır. Bu konuda etnolinguistik belgeler çeşitli kültür sahalarına ait alınma terimler (müzik, giyim, yiyecek adları) açık bir görüntü oluşturur. Hayların Hristiyanlıktan önce Hayk, Ara, Astkik ve Anahit adlı dört tanrısı vardı. Bunlar Arme-Subar bölgesine geldikten sonra buradaki Tork (Türk) adlı tanrıya da tapındılar ve Hay tanrılarının sayısı beşe ulaştı. Ermeni tarihçilerinin verdiği bilgiyi biraz güncelleştirelim ve bu Türk'ün kim olduğunu ortaya çıkaralım.



    Arme şehirleri içinde Nikiriya//Nikriya, tarihi belgelerde başkent gibi gösterilir ve Prof. B. Piotrovski bu şehri Diyarbakır’ın kuzey-doğusunda, sonraki Tikranakert’in yerinde gösterir. Aslında, aynı topraklarda, Mitani Devleti dağıldıktan sonra IX. asırda bellli dönemlerde Asur ve Urartu hücumlarına maruz kalan Subar-Mitan ve Hurri halkı ayrı ayrı derebeylikler şeklinde yaşıyorlardı. Burada doğmuş Sümer Beyliği 673’e kadar bağımsızlığını koruyabilse de aynı yıl Asurlar tarafından dağıtıldı ve Arme-Subar bölgeleri iki Asur eyaletine-valiliğe ayrıldı. Fırat nehri kıyılarında Asurların esir alınıp bu eyalete yerleştirildiği Muşklar içinde, anlaşılıyor ki, Hay milleti de bulunmuştur. Çünkü aynı yerleşme konusunda sonraki “Sasunlu David” destanı ve V. asır Hay-Ermeni tarihçisi M. Korantasi (bazı araştırmacılar onun VII. asırdan sonra yaşadığını söylemektedir) bilgi verir.



    Asur çarı Sinakkeribi 681’de bir ibadet vakti kendi oğulları tarafından öldürülür ve karışıklıktan korkarak Subar Beyliğine kaçarlar. O çağın Asur metinleri, bu hadise hakkında bilgi vermektedir. Aynı durum bir asır sonra İncil’in iki farklı sayfasında kendi yansımasını bulmuştur. “Ve vaki oldu ki, kendi tanrısı Nisrok’un evinde ibadet ederken Adrammelek ve Şaretsar onu kılıçla öldürdüler ve Ararat diyarına kaçtılar” (II. Çarlar, bar. 19,37; İsayi, bar.37,38) İncil’in bu bölümleri yazıya geçirildiği dönemlerde, Subar Beyliğinin dağılmasının üzerinden bir asır geçmişti ve artık Ararat (Urartu) devleti de yoktu, burada ülkenin adı geleneksel ve kalıplaşmış bir ifade gibi kullanılmıştır. Böylece, Ararat (Urartu), Aşkenaz (Saka) ve Minni (Mona)çarlıklarının adı son kez İncil’de 593’te kullanılır (Yeremiya,17,27). Ve bu devirde aynı ülkeler artık Mada devletinin eyaletleri idi. Bundan da birkaç asır sonra (MÖ III.-II asırlar) İncil’i Yunanca’ya çevirenler buradaki Ararat (Urartu) adını Armeniya adı ile söyledikleri gibi, bundan 7-8 asır sonra “Hay tarihinin atası” M. Korenatsi’de, anlaşılıyor ki, farklı kaynaktan faydalandıkları için Sinakkerib’in Armeniya’ya kaçan oğullarının adını bir yerde Adramel ve Sannasar, başka bir yerde de Adramel ve Arkamozan olarak aktarır. Ve bazı Hay-Ermeni soyunun onlardan türediğini yazar; “O, kendi oğulları Adramel ve Sannasar tarafından öldürüldü ve bundan sonra onlar Armeniya’ya kaçtılar. Bizim erdemli atamız Skayordi onlardan birini -Sannasar’ı, Asur sınırına yakın, bizim artık Sim olarak andığımız dağı kapladı...... Arkamozan ise aynı toprakların güney-doğusunda yerleşti. Tarihçi, Artsruni ve Genuni soyu onun türemeleridir, der. Burada, sadece bu sebepten Sennakirim hakkında konu açtık. Aynı tarihçi; Ankeğ ailesi Hayk’ın bu torunu Paskam’dan türemiştir, der (I. XXIII).



    Aynı hadise “Sassunlu David” destanında şöyle anlatılır: Bağdat’ta oturan Sinekerim adlı şahın Sanasar ve Bağdasar adlı iki oğlu gece vakti kaçıp Hay hükümdarı Tevadoros’un yanına gelir, o da ona 300 aile verir ve bu halk Sasun adında yeni bir yer kurar. Görüldüğü gibi, bu kaynaklarda bazı Hay boylarının Van havzasında yerleşmesi, tarihi kaçkın Asur şehzadeleri ile ilişkilendirilir. Herhalde sonraki çağlarda da tanınmış Hay- Ermeni sülaleleri (Mamikan, Aşak Bakrat, Smbat vb.) doğudan gelen Türk Ersak (Parfiyalı) soylu beylerin neslidir.



    M. Horenatsi’nin anlattığı Arkamozan (er-kam-ozan) adı ne kadar merak uyandırıcı ise, Paskam, Tork ve Skayordi adları da o kadar dikkate değerdir. Çünkü, Hay tarihçisinin eski kaynaklardan aktardığı bu adların anlamını bilmemesi sonraki araştırmacılara bir hayli problem yaratmıştır. Moisey Korenatsi II. kitabında “Vağarşak Haykak’ın torunu Paskam’ın soyundan, kaba hatlı yüzü, kemerli burnu, çukur gözleri, vahşi bakışı, uzun boyu ile ayrılan; güçlü ve heybetli fakat acayip görünüşüyle Angeğ olarak adlandırılan Tork’u batı bölgesi hükümdarı tayin etti. Vağarşak acayip görünüşüne göre Tork soyunu da Angağ-Tun olarak adlandırdı. İstersen sana halkın akıl almaz hikayelerini anlatabilirim; Persler Sakciğ Rüstem’de 120 fil gücü olduğunu söyler, hakkındaki türkülerde öyle yiğitlik ve cesurluktan bahsedilir ki bunlar ne Samson, ne Herkül ne de Sakciğ hakkında söylenebilir” der (II. VIII).



    Tarihçi bu hikayesini sürdürür ve Tork adlı yiğitin azametini tasvir ederken Tepegöz hakkında Homer’in yazdıklarını tekrar eder. Eseri Rusça’ya çeviren N. Emin de bu benzerliği görüp Homer’in Polifem’i ile karşılaştırmıştır (8, 286). Fakat, tarihte bilinir ki ne Hayların ne de Ermenilerin Türk (Tork) adlı hükümdarı olmamıştır. Buna göre, sonraki araştırmacılar tekstoloji araştırmalarıyla belirlenebilir. M. Korenatsi’nin yaralandığı kaynakta Türk, hükümdar değil tapınak adıdır ve onun kafirliği hakkındaki tasvir ise Hayca “Angeğ-Tun (uğursuz aile, kafir soyu)” sözünün anlamına uygun olarak tarihçinin açıklama yapmak istemesi sonucudur. Fautos Bizantiyalı “Angel şehri çok eskiden Ermenilerin başkentiydi der” ve Hay-Ermeni kaynaklarında işlenen Angel (daha sonra Angeğ-tun) şehrinin Arme-Subar bölgesinde olduğunu bildiren Kapansyan, Tork ve Paskam adları hakkında şunları söyler: “Sonra bu şehrin inançla ilgili önemini de özellikle belirtmek gerekir. Çünkü burada Putperestlik devrinde, atası Paskam olan Tork Angeğli’nin tapınağı vardı. Elbette, bunlar tanrı adlarıdır. Birincisi (Torkh) aslında Küçük Asya’da genellikle eski halkların tapındığı Troko, Torku ve Tarhu şeklinde kullanılan ve Yunanlılara Tarchon, Etruskler vasıtasıyla Romalılara Tarkuinius, Likyalılara Trkk şeklinde geçen “tanrı” anlamında bir isimdir. Paskam (Paskham) adı ise, eğer yazılışında bir yanlışlık yoksa şimdilik açıklanamaz. Sonundaki -am unsuru ile birçok Hurri ismine benzer. Fakat Aitakama, Tarxigama isimlerinde olduğu gibi, burada –kam ekini de ayırmak mümkündür.



    Kapansyan’ın bu sözlerine Armadan doğuda Sümer beyliğinde Turhu şehir bölgesinin olduğunu da ekleyelim ve bilim adamının yüksek linguistik anlayışla Ayta-Kama, Tarhi-Kama ve Paskam adlarında -kam unsurunun ayrıldığını görmüş olduğunu da özellikle belirtelim. Ancak bilim adamının kendisi de itiraf etmektedir ki, “oteü” gibi verilen Paskam adı şimdilik açıklanamıyor. Halbuki burada açıklanamayacak bir durum yoktur. Sadece, Tork tapınağının baş kahini Paskam (baş kam) olarak adlandırılır ve bütün bu şüpheli açıklamalar bir zamanlar M. Korenatsi’nin kendisinden bin yıl önceki Subar-Ermeni tarihi ile ilgili kaynakta rastlanan Türk tapınağı ve bu tapınağın baş şamanı Pas-Kam adını Hayk’ın soyuna bağlamak zorluğunun ortaya çıkardığı karışıklıktan başka bir şey değildir. Hay- Ermeni tarihçi birliğinin yazdığı son “ Ermeni Halkının Tarihi”(190-80) adlı kitapta bu hadise bir tek cümle ile verilmiştir: “Ermenilerin Tanrı sistemine Türk tanrısı da eklendi” (26, 71).



    Göründüğü gibi, eski Subar-Ermeni kültürünü de benimseyen Haylar asıl gerçeği karışıklığa boğmuşlardı. Hatta Tork’un “tapınak” değil, M. Korenatsi’nin yazdığı gibi “bölge beyi” olduğunu kabul etsek bile yine de onun eski Ermeni boyu içinde ulu şaman (baş kam) soyundan olan Türk adlı bir bey olduğunu kabul etmek zorundayız ve her iki halkta eski Türk sözleri olan Paskam ve Tork adları Haylara ait değildir. Tarihçi kendisi de itiraf etmektedir ki, yaralandığı kaynaklarda hadiseler başka bir şekilde anlatılır (8, I. V.; XXI)



    Başka bir konu da Varbak-Skayordi konusudur. Bakalım Ermeni tarihinin atası olarak adlandırılan tarihçi bu konuda ne der? N. Emin'in Rusça tercüme ettiği kitabın 1858 yılındaki neşrindeki ifade şöyledir: “Bizim ilk hükümdarımız, Varbak tarafından taçlandırılan Skayordi’nin oğlu Paruyuridi”(8, I. XXII)



    Araştırmacıların bazıları "Pariyur Skayordi" adının Hay-Ermeni dilinde Sak oğlu Parur olduğunu söyler, çünkü bu dilde "ordi" sözü "oğlu” anlamında kullanılmaktadır. Sakaoğlu Parur, Hay değildir denebilir. O devirlerde Ermenistan'da hüküm süren Saka boyundandır. M. Korenatsi'nin Mada hükümdarı gibi verdiği Varbak (Erbak) ise başka kaynaktan getirdiği Kiaksar ile karışan Arbaktır. Çünkü Asur Devleti'ni yenen ve Asurlara karşı büyük savaşta ona yardım eden Ermeni (Subar-Mitan) Hurri-Urartu ve Saka-Kamer savaşçılarını müttefik gibi gören Mada Çarı Kiaksar idi. Galibiyetten sonra 612'de Saka boyundan Parur Beyi Ermenistan'a hükümdar (vali) tayin etti. Tarihçinin, bizim atamız Parur demesi ise Hay soyuna değil Ermenistan'da yaşamış Saka-Ermeni soyuna aittir.



    Hayların kendi soylarını Ermeni Patronimine bağlama sebebini açıklayan V. İ. Nikonov şöyle der: Önce anlamı çoktan unutulmuş bazı etnonimler patronim tasavvuru uyandırdığı için onlar mitolojik soy babası adını türetir. Bu durum sadece anlamı bilinmeyen adların mitolojik suretleri çevirip açıklamak cehtidir. Böylelikle bir halkın iki -Hay ve Armen- adından onun efsanevi soy başçıları Hayk ve oğlu Armenak hakkında mitolojiler doğdu (21,19). Hayların kökeni hakkında çeşitli efsaneler vardır; bunlardan biri de Strabon tarafından yazıya geçirilmiştir. Guya, Yunan topraklarında bulunan Fesselia'daki Armenia şehri sakini Armen Yason ile Armenia ülkesine gelir ve İskenderin yürüyüşüne katılan Farsalı Kirsil ve Larisalı Midiy onaylarlar ki Armenia onun adı ile adlandırılmıştır (7.449). Eğer Yaso'nun sefer yoldaşının adı Armen olsaydı bile Erkmen ülkesinin onun adı ile adlandırılabilmesi için tarihi bir sebep yoktu. Ancak bu efsanede bir gerçek varsa o da Hay-Yunan ilgisidir. Strabon böyle bir iki efsaneyi hatırlattıktan sonra "Bunlar geçmiş türkülerdi. Daha yeni hikaye ise Pers hükümranlığı devrinden başlayarak sonraki çağları ta bizim devrimize kadar olan olayları kapsar. Bunu da kısaca şöyle söylemek mümkündür: Armenia'ya önce Persler ve Makedonyalılar sahip oldu sonra Suriye ve Madan'ı itaatte saklayanlar; Armenia'da son hükümdar 7 Pers'ten (Kam Ata'sını) öldürenlerden biri olan Kidarna soyundan Orant sonra Romalılarla savaşan büyük Antiok'un komutanları Artaksi ve Zariadri ülkesini ikiye ayırdı. Çarın atamasıyla ülkelerini talan ettiler. Çar mağlubiyete uğradığında onlar Romalılar tarafına geçtiler ve çar ilan edip bağımsızlıkların ilan ettiler. Artaksiya’nın halefi Tikran sözün asıl anlamıyla Armeniya’ya hakim oldu.” (XI.14. 15)



    Strabon sonra Tikra’nın çeşitli ülkelerden epeyce toprak zapt ettiğini ve Armeniya coğrafya adının genişlediğini yansıtan olaylar sıralar. Atraksi soyundan olup, Parfiya’da (Ersaklar’ın ülkesinde) esir sıfatıyla saklanan bu “Ermeni çarı” Ersakların yardımıyla Armeniya’da hükümdar olur ve onların gücü ile ülkenin sınırlarını genişletir, fakat Ersaklara ihanet ettiği için doğu bölgelerinden kovulur. Daha sonra “Lukul Tikrani” Suriye ve Fenike’den de kovulmuştur” (XI. 14.15) Onun halefi Artavasd da Parfiya ile savaşta Romalılara ihanet ettiğinden Anton’u öldürür. “Artavas’tan sonra ülke Sezar ve Romalıların hakimiyeti altında birkaç çar tarafından idare edildi, bu ülkenin idaresi ayne şekilde devam etmektedir” (XI 14. 15) Strabon’un dediği gibi, “Armeniya’ya hakim olan” Tikran kimdir? Bu soruyu Sovyet tarihçileri şöyle açıklar: Böyle çarların gerçek hakimiyeti Parfiya’daki genel siyasi duruma bağlıydı. Esir bulunan Ermeni şehzadesi Tikran, onu Ermeni tahtına yeniden çıkarması halinde Atropaten topraklarından Parfiya’ya “70 dere” vereceğini vaat ederek II. Mitridat’ı razı edebildi. MÖ. 95’te II. Büyük Tikran Armeniya çarı oldu” (22, 406-407).Ersakları aldattığı için güney bölgelerden kovulan Tikran, yukarda hakkında bilgi verdiğim Arme-Subar bölgesinde Tikranakert şehrini aldı ve burası Hay-Ermenilerin başkenti aldu. Tikra’nın bağımsızlığı 20 yıl sürdü ve MÖ 66’da Romalılara tabii oldu. Oğlu II. Artavazd (MÖ 55-34) da Roma İmparatorluğunun beyliği idi. Onun varislerinin hakimiyeti hakkında Starbon’dan bir asır sonra yaşamış Roma tarihçisi Korneli Tasit; Ermeniler hem iki yüzlü hem de değişkendirler, (ülkelerine) kah bu kah başka orduyu davet ederler, yaşadıkları yerlere ve benzer özelliklerine göre, nihayet pek çok karışık evlilikler sebebiyle onlar, Parfiyalılara yakındır ve özgürlük nimetini tatmadan onlara tabi olmaya eğilimlidirler” (Annales, XIII, 34)



    Böylelikle, Ermenistan’ın tarihini izleyerek gelip Yeni yüzyılın eşiğine dayandık. Buraya kadar anlatılanları kısaca özetleyerek Ermenistan’ın “Haylaşma” sebeplerine dönelim:



    1. Fırat nehrinin yukarı kısmında MÖ.IX-VIII. asırlarda Urartu toprakları olan ve VII asırda Saka-Kamer boylarının yerleştiği Ermeni ülkesinin halkı esasen Türk (Subar-Mitan, Saka-Kamer) ve Hurri-Urartu boyları idi. Bu ülke VII. Asrın sonunda Mada devletinin, VI. asrın ortalarında ise Ehemeni Devletinin eyaletine geçmişti ve tarihi kaynaklar burayı Selevki hükümranlığına kadar zaman zaman Urartu, Saka, Mada sonra da Pers kökenli valilerin idare ettiğini ortaya koymaktadır.



    2. Makedonyalı İskender’in Ön Asya’ya yürüyüşünden sonra Ehemenni sülalesinin egemenliğine son verildi ve artık III. asır başında Pers imparatorluğunun yerinde Selevki hükümdarlığı doğdu. Yalnız III. Antıok’un (MÖ. 223-187) Romalılara mağlubiyetinden sonra Ermeni ülkesi roma’ya bağlı iki velayete ayrılrı. Büyük Tikra zamanında bu vilayetler kısa süre (20 yıl) tek merkezli başkent Tikranakert’ten idare edilse de bir süre sonra batıda Romalılara, doğuda Ersaklara bağlı bölgelerdir.



    3. Milattan sonra Selçukluların gelişine kadar Ermeni ülkesi zaman zaman Ersak, Sasani, Bizans, Ereb (hilafet) devletlerinin eyaleti olmuştur. Bu dönemlerde Ermeni eyaletine atanan valiye verilmiş olan idari bölgeye bağlı olarak ülkenin adı siyasi idareye ait alan gibi kah büyümüş kah küçülmüştür. “Büyük Armeniya”, Heredot zamanında uzunluğu 310 km olan bir ülke idi. Hatta doğu komşusu olan Matien ülkesi arazisinin uzunluğuna göre (750 km)ondan iki kat daha büyüktü. (Heredot, V. 52). Seid Nefisi “Hilafet devrinde Erebler Aran topraklarını Kafkaz’da feth ettikleri başka nahiyelerle birleştirerek Ermeniya, yeni Ermenistan adı verdiler” (28, 26). Ermeni adının etnik anlamda değil de bu şekilde siyasi-idari ve coğrafi anlamda suni bir şekilde genişlemesi 1828’de de olmuştur. Aynı yılın Mart ayında Rus çarı I Nikolay’ın imzaladığı fermana esasen İrevan hanlığı ile Nançıvan hanlığını birleştirip “Armeniya vilayeti” olarak adlandırıldılar. Gerçekten bütün Güney Kafkaz’da Gürcü-İmeret ve Kaspi Kuberniyalar ortaya çıkıncaya kadar Armeniya vilayeti idari-bölge gibi toplam 12 il meydana geldi. Fakat onun yankısı hala hayların kulaklarında uğuldamaktadır.Yeri gelmişken bir başka bir konuya da değinmek isterim. Nizami Gencevi’nin “Hüsrev ve Şirin hikayesinde de “Ermeni” ve aynı anlamlı “Ermenistan” terimleri kullanılmıştır. Eserin 5 başlığında “Ermeni” sözü ile karşılaşmaktalız.

    Nizami’nin baş kahramanı Hüsrev önce atasından, sonra Behram Çubin’den kaçarak Mehinbanu’nun hükümdar olduğu Ermen’e (Ermenistan’a) gider:


    Hüsrev yetişmekçün o şuh canana,
    Gönderdi Şapuru Ermenistana.


    Ya da


    Hasret kalıp Hüsrev o şuh terlana,
    Baş götürüp gitti Ermenistana.


    Ancak eserin mazmunundan açıkça anlaşılır ki, Nizami Gencevi Ermen//Ermenistan terimi ile şüphesiz Azerbaycan’ı işaret eder. Mehinbanu’nun ise kesin olarak Muğan’da yerleşmiş olduğunu gösterir. Mesela, “Hüsrev’in Behram’dan kaçıp Ermen’e gitmesi” bölümü şu mısralarla son bulur:


    Zemane Hüsrev’e olmadı penah,
    Behram karşısında mağlup oldu şah.
    ...Yüz hileyle kaçıp oyan-buyana,
    Yetirdi özünü AZERBAYCANA.
    Sızlayan könlünde Şirinin derdi,
    Birbaş MUĞAN deyip atı gönderdi.


    Mehinbanu ve Şirinin “Ermen//Ermenistan sakinleri” ifadesi sonraları bir çok tartışmaya da sebep olmuştur. Ancak, dahi Nizami hiçbir şüpheye mahal bırakmadan Mehinbanu ve Şirin’in Türk (Efrasiyab nesli) olduğunu tastikler. Böylece, Şirin’e öğüt veren Mehinbanu Hüsrev işaret ederek şöyle söyler:


    Eğer o, aydırsa biz afitabık (güneşik F.A.),
    O, ***hüsrev, BİZSE EFRASİYABIK!


    Anlaşılıyor ki, Nizami’nin eserindeki ERMEN’in bugünkü Ermenilerle ilgisi yoktur, Çünkü orada oturanlar Efrasiyab soyundan olan Türklerdir.Yeri gelmişken, Bizans tarihçisi Feofilakt’ın Simokat’ta belirttiğine göre, 590’da Hürmüz’ün başına gelenleri işiten oğlu Hüsrev korkudan Azerbaycan’a (Azarbiğan) kaçar. Başka bir deyişle, biz bu kaynaklardaki Ermen//Ermenistan ve Azerbaycan adlarının aynılaştırıldığını görmekteyiz.


    Arme-Subar bölgesinde MÖ V-III. asırlarda yerli Hurri-Urartu ve bölgenin güneyinde Sami-Aramey halkı ile kaynaşıp karışan Hayların yalnız İskender’in yürüyüşünden sonra, batıdan Makedoniya-Yunan ve Roma ordularının bölgeye geldiği çağlarda bir hayli hareketlendiğini anlamak mümkündür. Bunun sebebi, bir taraftan, kuzey komşusu Ermenistan’a sızan Haylarla birlikte bütün Hay halkının Fırat’ın yukarı kısmında stratejik coğrafi mekanda yerleşmesi idi . Hem batıdaki hem de doğudaki büyük devletler burada 0tampon bölge oluşturmaya meraklı olduklarından yerli soy başçıları içinden kendilerine yakın valiler ve yeri geldiğinde de “çarlar” yetiştirmek siyaseti güderler. III. Antiok MÖ 190’da Romalılara mağlup olduktan sonra Romalılar safına geçen valilerin hesabına Hay-Ermeniler sanki bir kat daha büyüdü. Milattan sonra, özellikle Hristiyanlık bölgesine aktığı zamanlarda Bizans’ın misyonerlerden faydalanma şansı epeyce arttı. Suriye ve Bizans kiliselerinde öğrenim görüp gelen keşişleri yeni Hay-Ermeni milletinin ortaya çıkıp şekillenmesinde eşi görülmemiş bir rol üstlendiler. Gerçekten, Alban ülkesindeki Türkler Hristiyanlığı Haylar’dan iki asır önce kabul etmişlerdi. Fakat Fırat nehri kıyısında IV asır öncesi hristiyanlığı kabul eden Hayların dini grupları içinde “birlik” daha aktif idi.


    Artık V. asırda Hayların “büyük-eski” tarihi çalışması geniş yer aldı. Halbuki, bir de aynı asırda M. Korenatsi, çoğu zaman başkalarının hakimiyeti altında yaşamış Haylar küçük ve az sayıda halktır. Hovanes Draskanakertsi (XI asır) de Parur’a gider, Hayk ülkesinde yabancıların hakim olduğunu söyler.(3, 162). Halbuki, bu Parur’un ve ondan sonra gelenlerin de Hay soyundan olmadığını yukarıda gördük. Bu gibi durumlar Ermeni tarihçiliğinde derin kök salmıştır, Epeyce Saka, Mada, Ersak, Pers ve diğer milletlerden olan valiler “Hayçarı” gibi kaleme alınmıştır. Bunun başka bir objektif sebebi daha vardır ki, bu da Hayların büyük komşu devletlerin saraylarında avamla akrabalık ilgisi kurabilmek becerisi ile bağlantılıdır. Böylece XX. Asra kadar tarih boyu bağımsız devleti olmayan Haylar büyük devletlere sığınabilmek için orada Hay hanımlarından doğmuş şehzadelerden veli ve devlet memuru yetiştirme siyasetini sürekli gerçekleştirebilmişlerdir. Bu siyaset Sasani ve Ersak, Roma ve Bizans imparatorlukları devrinde olduğu gibi, daha sonra Osmanlı ve Rus imparatorluğu döneminde de devam ettirilmiştir. Hatta, Karabağ üzerine giden savaşın bu gergi döneminde böyle yüksek rütbeli Azerbaycan memurları arasında Ermeni kökenli yetkililer vardır. Ermenistan’da IV. asırda yayılan hirstiyanlaşma döneminde Haylar serbest dini resmi din yapmaya çalıştılar. Bu çağlarda küçük gruplarla Araz boyunca Azerbaycan’a sızan Hay-Ermeni halkı Kars, Göyce Gölü ve Ağrı Dağı çevresine gelip yerleştiler ve sonraki çağlarda da devam eden böyle küçük göçler Azerbaycan yurtlarında bazı Ermeni köylerinin ve şehirlerde Ermeni mahallelerinin, topluluklarının ortaya çıkması ile sonuçlanmıştır. Ermeni ülkesinden çıkan Hayların “Ermeni” olarak tanınması ve asıl “Ermenileşme” süreci bu dönemlerde yaygınlık kazandı. Hayların milli kimliklerini terk ve milli birlik şuurunun yeşertisi bu dönemlerde güçlendi ki, bu da esasen Ermeni kiliselerinin. Ermeni din misyonerlerinin amaçlı çalışmalarının sonucu idi.


    Hay-Ermeni alfabesinin V. asırda oluşması ve kilise edebiyatı ile paralel Babil, Yunan-Suriye kaynaklarının Krabar’a tercüme edilmesi ile anlaşılıyor ki, bilim ve dinin gücü ile VII asırlarda Hayların milli şuuru şekillendi, yeni Hay-Ermeni ideolojisi gerçekleşti. Hay-tarihçileri Korenatsi’den başlayarak kendi geçmiş tarihlerini yazdıklarında çoktan unutulmuş Subar-Ermen, Saka boylarının tarihi ile ilgili kaynaklarda rastladıkları olayları da Hay-Ermeni tarihi olarak yazdılar. Alfabe konusuna ayrıca değinmek istiyorum, çünkü Alban yazılarının mahvedilmesinde Alban dilinde yazılmış kilise edebiyatının Krabarca’ya çevrilmesinde bu alfabenın büyük rolü olmuştur. M. Korenatsi, Ermeni çarı Vramşapux Suriyalı Episkop Danill’da gördüğü bir alfabenın kopyasını yaptırıp getirtir ve bir süre sonra harflerinin sayısı az olan bu alfabenın Karabar diline uygun olmadığını farkederek Ermeni aydınları yeni bir alfabe yaratmak amacıyla arşivlerden bi dile uygun bir alfabe bulmak üzere iki nehir arasında bulunan Samosat şehrine ( başka bir versiyona göre Finika’ya ve Samos şehrine) Mesrop Maştos’u gönderirler. Maştos burada Rufan (Rupanos) adlı bir hattat bulur ve birlikte eski bir alfabe üzerinde kalgrafik operasyon yaparak yeni Ermeni alfabesi oluştururlar. Rufan’ın sadece bir hattat maharetine değil Krabar dilinin seslerini içeren mükemmel bir alfabe yaratmasına önem vermek gerekir, çünkü bu alfabe 1500 yıldan beri, ermeni medeniyetine karşılıksız hizmet etmektedir. Ancak şunu da belirtmeliyim ki, Maştos’la Rufan’ın Ermeni alfaesi için asıl götürdüğü alfabe eski Finikiya-Etrusk-Türk alfabeleri ile ortak bir alfabe olmuştur, çünkü Rufan yararlandığı aynı alfabenin işaretlerini ne kadar süslese de yine Ermeni harflerinin prototiplerini anlamak mümkündür.



    Azerbaycanlı ünlü dilci ve devlet adamı Prof. Dr. Feridun Ağasıoğlu Celilov'un Azer Halkı (Bakı 2000) adlı eserinin 280-298. sayfalarından Araş.Gör.

+ Konuya cevap ver

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Bu konuda gezinen 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 misafir)

     

Benzer Konular

  1. Kafkasya Ermeni tehdidi altında...
    Gönderen kutludağ konu Tarih Köşesi bölümünde
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 24-03-2009, 18:31
  2. AB ile ilgili ve ERMENİ SORUNU İLE İLGİLİ YARDIM...
    Gönderen whıte konu Ödev İstekleri bölümünde
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 13-03-2007, 20:52
  3. Teknoloji ve Tasarım: Ateşle Barutun Dansı*:
    Gönderen izmirsat konu Ödev İstekleri bölümünde
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 16-12-2006, 18:28
  4. --- * ÖDEV DEPO/bilgi bankası * ---
    Gönderen izmirsat konu Ödev İstekleri bölümünde
    Cevaplar: 192
    Son Mesaj: 13-12-2006, 13:00
  5. GALATASARAY lıların yeri
    Gönderen bybuki konu Galatasaray bölümünde
    Cevaplar: 60
    Son Mesaj: 14-04-2006, 16:32

Bookmarks

Gönderim Kuralları

  • Konu açma yetkiniz yok
  • Cevap yazamazsınız
  • Eklenti yükleme yetkiniz yok
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Desteklediklerimiz
Onsayfa.Com , cfturkey.com, birbirgidiyor.com, friendworlds.com, MTP Patent ve Marka Tescili, odakuydu
  
   
One of the largest message boards on the web !1. server