Ozmena Üyeleri Yarışmaya ve DREAMBOX 500S uydu cihazı Kazanmaya Ne Dersiniz....ayrıntılı bilgi Dijital Haber Yorum Sohbet de...

Geri Dön   OZMENA FORUM > HOBİLERİNİZ, MERAK ETTİKLERİNİZ, TERCİHLERİNİZ ve SOSYAL KONULAR > Sosyal Konular > Genel Sohbet

 
 
LinkBack Konu Araçları Görüntüleme Modu
Eski 26-09-2005, 04:18   #1 (permalink)
*Security
 
Bağlantı Tarihi: Mar 2004
Mesajlar: 8,797
Teşekkür: 0
16 Mesajda 32 Teşekkürü var.
Lightbulb Sıvayın kolları zaman makınesi yapacaz(sanayide)

bu adam ya deli yada çok akıllı birde siz bakın...

Küresel Araç (Zaman Aracı): Zaman Makinası / Üst uzay aracı / UFO / WARP DRİVE


Sevgili zaman yolculuğu araştırmacıları uzun yıllardır bu konuları araştıran bir amatör bilim insanı olarak genelde bilimin uç noktalarında gezen ve UFO olayları ve parapsişik hadiselerin kıyısında dolaşan araştırma çizğimden dolayı akademik çevrelerde pek dikkate alınacağım kanaatinde olmasamda bilmenizi istediğim şey gerçek anlamda bir ışınlama fenomeni, zaman yolculuğu fenomeni, üstboyutlara geçme hadisesi, görünmezlik fenomeni, antiçekim (Antigravitasyon fenomeni ) fenomeni aslında bir UFO teknolojisinin(elektro-gravitik sevk) yapısında birleşen fenomenler dizisidir. Araştımalarım ve bulgularımın beni getirdiği nokta UFO ' yu çevreleyen güç alanı aslında çok bilinen elektromanyetik güç alanıdır.Tüm bu bahsetiğim fenomenleri yaratan şey bu elektromanyetik alan gücünün yoğunluk ve frekans kriterleri yanında henüz ışık enerjisinin tam çözülememiş '' iç titreşim döngüleri ve biçimleri '' üzerinde tam bir yapay kontrole ( ışığın hız yapısının ayarlanması) dayanır. Ve bu kontrol bizi kendi uzay-zaman sürecimizin dışına doğru bir geçit açarak diğer boyutlara taşıyacaktır.Bir aralar Bilim ve Teknik dergisi karadelik hakkında en gerçekçi açıklamaya yer vermiştir. Ki bu benimde hemfikir olduğum bir açıklamadır.Bu açıklamaya göre : Karadelik Nedir ? ... peki karadelikler gerçekten delik mi ? Bunu yanıtlamak için deliğin ne anlama geldiğine bakmak lazım. Sözlükteki bir tanıma göre delik katı bir kütle içinde boş bir alan ; bir kovuk. Pek çok kimse zihinlerinde karadelikleri buna uyan bir biçimde , yani uzay içinde bir bir oyuk , bir boşluk biçiminde canlandırıyorlar. Oysa karadelikler boş değil. İçleri son derece yogun maddeyle tıka basa dolu. İçine eğer - başarabilirseniz - parmagınızı sokup sağa sola oynatabileceğiniz bir delik delik değil. Bu anlamıyla da delik, bir şey içinde uzanan bir yol , bir geçit. Bazılarımızda karadelikleri bu anlamıyla algılayıp, evrenin değişik bölgelerini birleştiren , içinde ışık hızının kat kat ötesinde hızlarla zaman içinde ileriye yada geriye yolculuk yapılabilecek koridorlar olarak düşünüyorlar. Einstein' ın denklemleri bu konuda kesin bir şey söylemiyorsa da , bilim adamları bu bilim kurgusal ''kurtdeliği'' modelinin geçerli olmadığı görüşünde birleşiyorlar.Sonuçta bu fikrin ben, olgun bir bilimsel anlayışın ürünü olarak ''bu böyledir'' denen kesin bir düşünce olduğunu sanmıyorum. Zira Stephan Hawking ve Kip Thorne gibi akademik kariyer sahibi kuramsal bilimcilerin bu uç noktalarda yürüttükleri fikirler, bu karadelik modelinin bir versiyonu olan solucan deliklerini kuantum vakumu düzeyinde aramaya kadar gitmiştir.Ve bu büyük beyinler zaman yolculuğunun bu solucan delikleri, kurtdelikleri yada diğer ismiyle bu tırtıl yollarının sayesinde olası olabileceğini vurgulamaktadırlar. Ve yine bu saygın bilimsel kişilikler arasında dünyaca tanınan Türk asıllı bilim adamı Ulvi Yurtsever 'de uzay-zamanda böyle kestirme yollar olabileceğini olası görmektedir. Aslına bakarsanız tüm bu kuramsal düşüncelerin altında yatan temel fizik karadelik fiziğidir. Ve bu fiziğinde dayandığı sütun Einstein 'ın genel görecelik kuramındaki yoğun kütleler çevresinde eğrilen uzay-zaman 'ın fiziği dir. Benim kendi özgün araştırmalarım zaman yolculuğunun bir çeşit uzay-zaman eğriliği yöntemiyle olduğunu ortaya koymuştur. Fakat bilimin bu eğrilikten neyi kast ettiği bilimciler açısından bile tam olarak anlaşılmış değildir. Ama ortada olan ve dilden dile gezen bir eğrilik kavramı vardır. Einstein 'ın klasik demeçleri dahilinde..! Kesin olan bir şey var ki ışıktan hızlı yolculuğun anahtarı bir HYPERSAPACE denen hiper uzay yada üst uzay kavramında saklıdır. Ve ''karadelik fiziği'' - bugünkü solucan deliği fiziği- anlayışıyla doğrudan böyle bir seyahate çıkamayız. solucan delikleri ve karadelikler aslında bir tür geçit vermeyen kapalı uzay çukurlarıdır. Fakat bu çukur, kendi boyutumuz içerisinde yoğun enerji girdapları çevresinde doğan hafif bir zaman kayması etkisidir. Yani uzay-zaman çizgileri dokusunda bir eğrilik ! Uzaya bağlı eşzamanlılık örtüsündeki hafif zaman kaymaları etkisiyle meydana gelen kırışıklıkları biz salt uzay çizğilerinde bir burulma ve eğrileşerek çukurlaşıp inişli - çıkışlı tepecikler oluşturan düzlüğünü yitirmiş( eşzamanlılığı bozulmuş) bir uzay zemini olarak algılarız. Derin öngörülerim dahilinde bugünün bilim anlayışı içerisinde arkası tam olarak anlaşılmadan söylenen bazı fikirler gelecegin dünyasında ki nihai gerçek sistemlere yakın modellerdir. Bunlardan biri Wales üniversitesinden fizikçi Miguel Alcubierre 'nin sunduğu bir uzay aracı modelidir.Aşağıda Alcubierrenin ifade ettiği tarzda uzay aracının çevresindeki uzay/zaman çizğilerinin bükülmesi açıkca görülmektedir.

Bu modele göre ortada bir karadelik yada solucan deliği diye uzay aracının içinden geçip gideceği bir kapı geçit yok ! fakat Alcubierre 'nin aracı bir UFO modeli gibi kendi çevresindeki uzayı bir şekilde bükerek uzay-zaman ilintisinde bir kabarcık gibi kendisini ileriye doğru yerçekimsel bir itişle yada (çekişle demek daha doğru olur) kaydırırarak kendi uzay-zamanı içinde duruyormuş gibi algılansada dış bir gözlemçi için ışıktan daha hızlı bir biçimde uzayı atlayarak giden bir uzay gemisi modeline dönüşmüş olur. Alcubierre sonuçta bu modeliyle hedefi tam tutturamasada bence bilimin ışıktan hızlı yolculuk kuramları içerisinde en kayda değer olan ve benim kuramsal öngörülerimlede örtüşen bir uzay aracı modelidir.Ki bu araç bir ''Zaman Makinesi'' gibide kullanılabilir. Alcubierre bu kuramında solucan deliğini bir tüp gibi uzay -zamanın diğer noktalarına uzanan bir kanal gibi düşünmüyor. Bu 'solucan deliği ağzını' aracı çevreleyen bir güç alanı biçiminde düşünüyor. Yani aracı hafif bir uzay-zaman eğriliği içerisine gizliyerek aracın içerisinde bulunduğu yerel uzay-zaman çizğilerini araç çevresinde bozarak ve aracı çevreleyen güçlü yerçekimsel bir kuvvet etkisini bir yöne doğru dağıtarak ve ayarlayarak istenilen yönde yerçekimsel bir potansiyel yaratımı altında Alcubierre aracı hareket ettiriyor. Alcubierre hareket gücü olarak yine bozulan uzay- zaman ' ın kendisini kullanıyor. Ve Alcubierre kuramındaki en büyük sorun olan ''güçlü yerçekimsel kuvvet yaratımı altında aracın ezilmesini engellemek'' için aracın içine girdiği solucan deliği ağzını yerçekimsel çökmeye karşı koyabilecek negatif bir enerji dağılımıyla (egzotik madde) dengeleyerek bir çeşit antiçekim kuvveti yaratmayı düşünmüştür. Araç çevresindeki bu negatif enerji dağılımı aracı kendi yerçekimsel potansiyeli altında ezilmekten koruyacak ve bir çeşit tampon görevi görecek. Aslına bakarsanız

Ulvi Yurtseverinde ışıktan hızlı yolculuk konusunda düşündüğü şey hemen hemen benzer bir yaklaşımdır. Ve sonuç olarak ev ödevini iyi yapan bir araştırmacı olarak diyebilirim ki bu türde 'uzay-zamanda kestirme yolculukların' iki temel sorunu görünmektedir. Birincisi eğer bu kuramların temel de doğru bir yaklaşım üstüne kurulduğunu varsayarsak oluşturulacak yapay solucan deliği girişlerini sürekli açık tutmak ve kendi üstüne kapanmasını engellemek için bahsi geçen 'negatif kütle' veya ''eksi kütle yoğunluğuna sahip egzotik madde'' nin tam olarak nasıl üretileceği ve negatif maddenin tam bir bilimsel anlayışına ulaşmak gerekir. Ve ikinci sorun bu uzayda yada zamanda iki nokta arasında geçiş tüp geçitsel bir kanal bağlantısı boyunca iç uzaydan yol alarak -çekimsel bir tünel boyunca yol alınarak- yapılıyor ise biz kendi istediğimiz yere değil tünel ucunun çıktığı yere gideceğiz demektir. Bu tüp geçitsel bağlantı bizi uzay-zaman da eski çağlara yada gelecek zamanda bir yere yada şimdiki zamanda uzak bir noktaya da taşıyabilir. Bu hareketin mekanizması tam olarak anlaşılmış değildir. Evet okurlarım bugünün bilimsel ufku içinde '' uzayda yerçekimsel bir eğrilik '' evrenimizde iki ayrı zaman/uzay noktasını birleştirecek bir tüp geçitsel köprü olarak düşünülmektedir. 'Köprü' tek bir yerçekimsel sapmayı ifade eden uzay-zaman' sal bir eğrilik olarak öngörülüyor. Fakat bu yerçekimsel sapma --uzay/zaman eğrileşmesi-- bizi uzay ve zamanın hangi noktasıyla irtibatlar ? ...görünürde bizi istenilen uzay/zaman noktasına sevk edecek-nakledecek yada yürütecek bir yerçekimsel tünel ağzı kontrolünün bilimsel anlayışı henüz mevcut değildir. Bu yerçekimsel sapmayı yönlendirebilmek nasıl mümkün olabilir ? İşte sevgili okurlarım bilimin burda durup düşünmesi lazım ! bilimin geldiği nokta burda fikirsel bir yol ayrımının başına gelmiştir. Bu nokta, ya uygarlıgımızın derin uzay yolculuğunun sırlarını çözdüğü bir gelecek olacak yada yanlış kanılar içinde hala güneş sisteminde atalarımızdan kalma iyon itimli roketlerle dolaşılan bir gelecek olacak ..!
Solucan deliği modelleri kendi içinde kısmen doğrudur. Bu model bizi daha gerçekçi bir modele götürecek olan ön bir model olarak algılanmalıdır. Ve belki bu konuyu araştıran ve görüşme imkanı bulamayacağımız arkadaşlara çalışmalarımda ulaştığım nihai bir sonuçtan bahsetmek istiyorum; bakın bu zaman aracı tipik bir küresel bilya gibi düşünülebilir. Bu küresel araç kendi içinde ki plazmatik enerji akımlarını ayarlayarak kendisini küresel bir alan gücü şeklinde saran manyetik bir güç alanı üretecektir. Bu araç kendi ürettiği enerji alanları içerisinde kendi uzay/zaman düzlüğünü 'çukurlaştırıp -eğerek' kendisini bu eğrilik içerisine gizler. Bunun daha açık ifadesi; araç kendi doğal zaman akışını kendi çevresinde hafifçe değiştirir. Aracın ürettiği alan gücü uzay/zaman geometrisini hafifçe çarpıtarak bozar. Burda dikkat edilmesi gereken nokta kendi uzay-zaman çizğilerimizi bükerek bizi uzay çizgilerimiz boyunca yer - zaman ilintisinde kaydıran bu yönlendirilmiş yerçekimsel potansiyel etkisi altında ışık hızını asla aşamayacagımız gerçeğidir. Eğer zaman yolculuğundan ve ışık hızını aşamaktan söz edeceksek bu uzay/zaman eğriligini yaratan alansal enerjinin E = h . f değerindeki f = dalgaboyu x ışıkhızı (C ) bağıntısında gizlenen C sabitesini ''Işık Frekanlarını 12,3 x 10* (22) değerinin üstüne çıkararak'' aşmalısınız. Bu, UFO içindeki dairesel olarak döşenmiş helezonik tüpler ( manyetik tüp ) içerisinde yer alan elektron plazmasının yüksek güçteki döner alanlar altında ışık hızı ve daha üstü hızlara çıkarılıp sinkrotron ışıma denen ısıl nitelikte olmayan bir soguk ışıma alanının üretilmesi sayesinde mümkündür. Boyutlar bize ait C (ışık hızı) değerinin katları oranında yükselir. C , 2C , 3C , 4C, 8C , ..... gibi boyutsal katlar yükselir. Ve boyutları aşmanın sırrı ; Uzay/zamanı eğip- büken enerji alanının kütlesel yoğunlugu uzayı büken etken faktör olarak düşünülüyor..! Bu yanlış bir kanıdır.Böyle bir genel göreceliksel düşünce, yaratılan eğriliğin yüksek çekimsel bir ezici cazibesi proplemini ortaya çıkarır. Ve bu ise kitaptaki yasalara şartlanmış bilim akademisyenlerini bu eğriligin kendi üstüne kapanmasını engelleyecek yollar aramaya iter ( içsel bir negatif enerji dağılımı ). Bilim adamları sadece enerjiye ait kütle yoğunlugundan doğan parçacık kaynaklı yerçekimsel uzay/zaman eğriliğini tanımlayabiliyorlar. Ama yoğun enerji alanlarından kaynaklanan uzay/zaman eğriliği çok farklı bir şeydir.
Dikkat ederseniz bir karadelik kendi eğriliği içinde tümüyle fiziksel olarak ortadan kaybolup gitmez ..? eğer bilinen anlamda kütlesel bir yoğunluğun neden olduğu 'kütle çekimsel uzayzaman eğriliği' gerçek anlamda fiziksel bir yok oluşa neden olan bir boyutsal faz değişimine karşılık gelseydi kendi güçlü yerçekimi altında ezilen bir yıldız kütlesinin kendi yerçekimsel etki alanıyla birlikte uzay-zaman çerçevesinden silinmesi gerekirdi ama öyle olmuyor..! Öyleyse kendinize şunu sorun ne türde bir boyutsal faz değişimi fiziksel bir yok oluşa karşılık gelir ? Uzayı büken aslında nedir ? Yada bükülen şey nedir ? Gerçekte olan sadece birbiriyle çakışan enerji alanlarıdır. Sonuçta madde ve parçacıkta bir enerji yoğunluğudur. Ve uzayın bükülmesi yada maddi kütlenin uzayı bükmesi derken kastedilen şey kendini hem yoğunlaşmış madde parçası olarak gösteren hem salt uzay alanı olarak gösteren bir enerji alanı fenomeninin kendi içinde farklı rolleri oynamasından başka bir şey değildir. İşte burda devreye Birleşik Alan Kuramı girer. Aslında herşey tek bir şeydir. Ve bu şey salt bir elektromanyetik enerji alanının kendisidir. Ve elektromanyetik enerji bir zaman akımı dır. Bir zaman çerçevesidir. Ve 'enerjinin' enerjiyi kendi içinde etkilemesi denen şey 'zaman enerji akımının' zaman enerji akımını etkileyerek kendi içinde bir faz farkı yaratmasından başka bir şey değildir. Zaman, enerjinin iç hız frekansları şeklinde kendini gizleyen bir çeşit akım yada ritmik bir sarkaç hareketini andıran bir 'titreşimsel sayım' dır. Ve hafif bir zaman sapması kendi boyutumuzu ifade eden temel titreşim modunda bir harmonik sapmadır. Bu ise uzay/zaman çerçevesinin bir parcası olan maddenin hafifçe silinerek transparan bir saydamlığa dönüşmesi demektir. Ve sonuçta uzay/zamanın geometrik çerçevesinin çizğilerinde bir eğrileşmeyi yaratan enerji alanları etkisi bizi kendi uzayımız içinde ışık hızında yerçekimsel bir sevkle nakledebilse de bu sevk kendi zaman akış hızımızla paralel bir hıza sahip ışık hızı limitinde bir hız sağlar.Yani kendi zaman akımlarımız bizi ışık hızında yürütürken kendimizi üst uzayın üstzaman akımlarına bağlarsak ışıktan daha hızlı bir biçimde yol alırız. Ve kendimizi üst uzayın 'zaman enerji akımlarına' bağlayıp üst ışık hızıyla üst uzayda yol almakla kendi uzayımızda daha kısa sürede daha büyük mesafeleri kat edebiliriz.
Dikkat edin şimdi zaten uzay içinde uzay gemimizi yerçekimsel bir hızla gravitik bir dalga peşine takarak kendimizi bir ışık dalgası hızında sevk etmek olasıdır. Ve yerçekimsel bir dalga yaratımı uzay aracı çevresindeki uzay -zamanın çizğilerinde bir çeşit dalgalanma yaratmakla mümkündür. Dikkat ederseniz yerçekimini yaratan süreç zaman akış hızından bağımsız değildir. Ve zaman akımındaki bir ayarlama yerçekimi üstünde bir değişiklik yaratırken yine bunun tersi bir süreçte geçerlidir. Sonuçta zaman fenomenide hız ve enerji ile kontrol edilebilir. Hız , enerji ,zaman ve yerçekimi birbirine bağlı süreçlerdir.
Dikkat edin şimdi eğer Rezonans Frekansları ile uzay/zamanın devirsel ana titreşimini kontrol altına alabilirseniz uzay aracının hemen az ilerisinde aracı çeken karadelik gücünde bir yerçekimsel asılım ve sevk potansiyeli elde edebilirsiniz. Bu tanım BobLazar 'ın sözde uzaylılara ait disk biçimli araçların sözde çalışma prensipleriylede benzeşen bir sevk ve itim modelidir. Ve bu benzerlik ilginç olduğu kadar düşündürücüdürde. Son olarak diyebilirim ki yerçekiminin elektroçekimsel ( electro-gravitational) yoldan ortadan kaldırılmasını ve kendi zaman ve uzay levhamızı eğip bükerek bir çeşit solucan deliği yaratımı altında ışık hızının üstünde bir hızla hiper uzayda yol almamızı temin eden şey bir tür ''elektrogravitasyonel sevk motoru'' dur. Bu yönteme -Kuvvet Alanıyla İtici Güç- yöntemi denir. Temelde '' Alan vasıtasıyla itici güç projeleri elektriksel veya manyetik tesirle çevreye doğrudan doğruya etki etmeyi, iyonize olmuş bir akışkanı bir manyetik tüp içerisinde dairesel olarak hızlandırmayı öngörmektedir.Ve bu tüp içerisinden yayılan plazmatik enerji akımları zaman enerji akımına rezonans prensipleri uyarınca bağlanarak uzay-zaman levhasını kontrol edebilme fırsatını verir.
Zaten UFO motoru bir karşıt çekim motorudur.Yerçekimini kontrol altına almak ve boyutlar arasında yer değiştirmek için uzay gemimiz içerisinde dairesel olarak döşenmiş helezonik tüpler denen bir sisteme ihtiyacamız vardır.Bu tenik donanın çalışmaya başladığında yer çekiminin tüm etkileri oluşan güç alanları sayesinde nötralize edilir.Aslında bu son derece basit bir ilkedir.Bu teknik donanım simit şeklinde içi elektron plazması dolu manyetik bir tüp esasına dayanır. Kuramsal olarak bu tüp içerisinde iyonize olmuş bir akışkanı hızlandırmak suretiyle yüksek frekanslı döner alanlar elde edilir.Bu alan frekansları ışık hızının üstünde bir hız frekansı enerjisine sahip ''takyon enerjisi'' seviyesinde bir hız ve enerji düzeyine dek yükseltilir.Bu yüksek boyutun enerji alanıyla kaplanan uzay aracı artık bir üst boyutun frekansları içerisine girerek ortadan kaybolur.Böylece zaman ve uzay sürekliliğinde sapmalar yaratarak bir üst boyuta geçeriz ve aynı kanaldan hareketle zaman içerisnde ileri ve geri hareket edebilme olanağına kavuşuruz. Bilimin popüler anlayışına göre bu yüksek frekanslı enerji alanları ile yoğunluk kriterini baz almaktan öte enerjinin frekans ve rezonans(manyetik rezonans) kriterlerini kullanarak bir boyuttan diğerine atlayabiliyor ve yerçekimini ortadan kaldırabiliyoruz.Yani Kip Thorne gibi bilim akademisyenlerinin öngördüğü şekilde dev bir elektromanyetik yoğunluk kriteri ile solucan deliği yaratma fikrinden ziyade biz aynı solucan deliği etkisinin elektromanyetik enerjinin titreşim hızındaki sapmalarla ve rezonans etkileri ile yaratılabileceğini öngörüyoruz.Aşağıda bir Zaman Makinesi Motoru denebilecek üst uzay aracını boyutlar arasında hareket ettiren güç ve itme sisteminin basit bir taslağını ilginize sunuyorum:

Bizi üst boyutlara taşıyacak olan enerji FOTON enerjisidir.Foton enerji alanı üçüncü ve dördüncü boyut realitesinde iş gören bir enerjidir.O kendini değiştirip- dönüştüren ve boyutsal zaman kapıları açabilen bir enerjidir.Elekromanyetik enerjinin işlevi sonucu yapay zaman kaymaları yaratarak bir zaman dan diğerine geçebileceğiz.Dördüncü boyut dediğimiz şey bir zaman kapısıdır.Dördüncü boyut, hızlanmakta olan ışık titreşimlerinin içine girmekte oldukları bir sonraki boyuttur.İnsanlık ''ışık enerjisi'' hakkındaki derin araştırmaları sonucunda boyutlar arasında ve yıldızlar arasında yolculuk yapabilecekler.Madde dediğimiz şey kapana kısılmış ışık enerji formudur.Sonuçta tüm madde evreni bir temel titreşim hızında(ışık hızı) tek bir bütün halini alır.Bu titreşimler dünyasını aşmak için alan frekansı üreten sistemlere ihtiyaç duyarız. Bu sistemler dairesel döşenmiş manyetik iyon tüpleri sistemidir.Dairesel enerji akımları yaratarak bu plazmatik akımları yönlendirerek ışık hızının ötesindeki hızlara ulaşmak ve hız duvarı olan zamanın lineer akışını aşmak mümkündür.Aslında bana eğer gelecek yüzyılda inşa edilecek bir UFO motorunun neye benziyeceğini sorarsanız günümüzde bu motorun en ilkel örneği olan böyle bir motorun atası sayılabilecek cihazlar Betatron ve sinkrotron makineleri denen tonlarca ağırlıktaki bu dev parçacık hızlandırıcılarıdır.Gelecekte avuç içine sığabilecek ve çok güçlü alansal etkileri olan mini parçacık hızlandırıcı helezonik tüpler yapılacaktır.Bu ''yüksek frekanslı enerji akımı alanları yaratan cihazlar'' doğrudan bir yüklü plazmanın akışı sonucu dairesel olarak dönen ve yüksek frekanslı manyetik akımlar yaratan sistemler olacaktır.Fakat daha ileri bir aşamada bu ''UFO motoru'' uzay/zaman enerji alanına doğrudan bağlanarak uzay/zaman alanını etkilemek için yine aynı alanın kendisinden enerji çeken ''Kristal Prizmalar'' teknolojisi olarak gündeme gelecektir.Bu kristal pirizmalardaki ışık frekansları denetimi sonucu, varolan boşluk enerjisinin odaklanıp yönlendirilmesi ve yansıtılması sayesinde korkunç güçte dev enerji girdapları ve güç alanları yaratılabilecektir.Bu dev manyetik güçler sayesinde zaman ve uzay üzerinde de tam bir denetim sahibi olabileceğiz.Evren zaten milyonlarca ışık frekanslarının kaynaştığı elektromanyetik bir enerji okyanusudur.Bir ışık havuzudur.O enerji içerisinde yüzüyoruz ama onu denizde dolaşıp duran balıklar gibi göremiyor ve kullanamıyoruz.''Kristal prizmalar'' bu varolan ışık havuzuyla bağlantı kurup o dev enerji okyanusunu kendi amaçlarımız doğrultusunda kullanılabilir bir elektriksel aktiviteye çevirebilir.Yani evren denen bu enerji havuzunu bir tür elektrik santrali gibi kullanabileceğimiz ''kristal enerji merkezleri'' inşa edebiliriz.Sonuçta evrende her şey elektrikten, elektromanyetik enerjinin nabız atışlarından oluşur.Zaman akımı bile bu enerjinin nabız atışlarından doğar.Eğer bu evrensel enerji okyanusu kristal prizma teknolojisi sayesinde kontrol edilebilirse enerjiye bağlı olan zaman akım hızıda kristal teknolojisi sayesinde kontrol edilebilir bir akışa dönüşmüş olur. Kristal prizmalarla enerji kontrolü ve enerjinin kontrol altına alınmasıyla da ona bağlı zaman akımı kontrol altına alınarak denetlenebilir bir fizik yapıya bürünmüş olur.Böylelikle evrendeki zaman akım hızına bağlı olan ışık hızı ile ölçülen mesafe ve uzaklıklarda ''zaman akım hızının denetlenmesiyle'' bir anda aşılabilir ve atlanabilir bir adımlık mesafelere dönüştürülebilir.Zaman denetimiyle evrendeki dev uzaklıklar bir anda atlanarak geçilebilir.Dev uzaklıklar bir dördüncü boyutta bük