![]() |
|
![]() |
|
![]() |
|
|
|
#1 (permalink) |
|
Member
![]() ![]() Bağlantı Tarihi: Aug 2005
yaş: 32
Mesajlar: 858
Teşekkür: 0
1 Mesajında 2 teşekkürü var.
|
National Geographic hacca gönderdi
Foto muhabiri Steve McCurry’nin ismini çoğumuz hatırlamayabilir; ancak Rus işgali altındaki Afgan halkının dramını yansıtan, delici gözleriyle insanın içini sızlatan ‘Afgan Kızı’nın fotoğrafını görmeyenimiz, görüp de etkilenmeyenimiz yok gibidir. İşte bu etkileyici gözlerin kâşifi, şu sıralarda İstanbul’da. 1984 yılında Pakistan’daki bir mülteci kampında gördüğü Şerbet Güle’yi fotoğraflayan, sonra da National Geographic dergisinin kapağına taşıyan McCurry’nin “Kutsal Yolculuk” adlı fotoğraf sergisi, Topkapı Sarayı Darphane-i Amire binasında farklı dünyaları keşfe çıkmak isteyenleri bekliyor. Onun Hindistan, Nepal, Kamboçya, Afganistan ve Burma’da çektiği 50 fotoğraftan oluşan sergideki karelerin tamamı dinî motifli. Mabetler, camiler, ayinler, törenler… İnsanların yaşamlarına anlam ve zenginlik katan yerleri görüntülemek, tutkusu olmuş ustanın. Üçüncü dünya ülkelerinden çıkıp gelen bu kareler, yaşamını inanç ve sadelik üzerine kuran insanların ruhani yolculuklarını anlatıyor. “İnsanın çevresine kurduğu tüm duvarların yıkıldığı anın peşindeyim.” diyen McCurry; onları ibadetleri sırasında, ibadete giderken, hazırlanırken çekiyor; çünkü o zamanlarda doğayla bütünleşen farklı bir boyutta olduklarını düşünüyor. McCurry, merakla, gözlemle, araştırmayla yoğrulan ömrünü, insan hikâyelerini karelere sıkıştırmakla geçirmiş. Yılın neredeyse 8 ayını bu seyahatlere ayıran sanatçı, yaşamın bütün yüzlerine doğrultuyor objektifini. Pek çok ül***i gezen sanatçının en gözde mekânı, ‘ilk gözağrım’ dediği Hindistan. “Müslüman, Hıristiyan, Hindu ve Budist insanların yaşadığı Hindistan’da kendi ülkem Amerika’da göremeyeceğim çok şey var. İnsanların dinleri var daha da önemlisi onu yaşıyorlar. Bu, mekanikleşmiş yaşamdan kaçış mı; yoksa keşfetme arzusu mu bilemem. Ancak bu bir kaçıştan çok bir arayış bence...” diyor. Neyi aradığına gelince.... McCurry, el değmemiş Doğu ülkeleri’ndeki gizemi, büyüleyici doğanın içine sıkışmış hayatları, farklı kültürler, diller ve dinlerle harmanlanmış insan yüzlerini arıyor. Bulduğu şeyse sabır oluyor. Hayatı akarken çekiyorum, kesinlikle kurgu değil. Mükemmel olana ancak sabırla ulaşıldığını Doğu’dan öğrendim ben. “Yeterince beklerseniz,” diyor fotoğrafçı, “insanlar fotoğraf makineniz olduğunu unutur ve gerçek benlikleri ortaya çıkar”. McCurry’nin hikâyesi 1979’da gittiği Hindistan’da başlıyor. Sanatçı, İran-Irak Savaşı, eski Yugoslavya’nın parçalanması, Beyrut, Kamboçya, Filipinler, Körfez Savaşı, Sri Lanka ve Afganistan da dahil olmak üzere, uluslararası çatışmaların ve iç savaşların yaşandığı pek çok bölgede çalışmış. Buna rağmen kendisini bir savaş fotoğrafçısı olarak tanımlamayan McCurry, savaşın insanlar üzerindeki etkileri konusuna odaklanıyor. Savaşın belli topraklarda değil, insanlarda bıraktığı izleri gözler önüne seriyor; “Bu da yaşamın bir yüzü. Güzel şeylerin yanında şavaş da var yaşamda. Bir denge var.” diyerek. Savaştan savaşa, ülkeden ül***e uzanan bütün bu yolculuklarda, McCurry’nin büyük tehlikeler atlattığı durumların sayısı hiç de az değil. Pakistan’da tutuklanıp zincire vurulan, Slovenya’da uçağı düşen sanatçının iki kez öldüğüne dair haber yayımlanmış. Ama o, foto muhabirliğinde kararlı. Steve McCurry’nin Topkapı Sarayı Darphane-i Âmire’deki sergisi, 16 Ekim’e kadar sürecek. Tek arzusu hacca gitmekti, gitti... “Asrın fotoğrafı” olarak anılan ve dünyaca ünlü bir ikona dönüşen Afgan Kızı’nın kim olduğu, uzun süre konuşuldu. Bir çift yosun yeşili delici gözün hikâyesi, sahibinden habersizce dünyaya mâl olmuş ve ülkesiyle özdeşleşmişti. 1984’te fotoğrafını çektiği kızı bulmak için Afganistan’daki uzun arayışın ardından adını sonradan öğrendiği Şerbet Güle’yi Tora Bora bölgesinde buldu. Hiçbir şeyden haberi olmayan Şerbet, National Geographic’in kapağındaki fotoğrafını görünce hem heyecanlanmış hem de şaşırmış. İç savaşlar, açlık ve yokluk, Şerbet’in yüzünü biraz değiştirmişti; ama gözlerindeki keskinlik, bakışlarındaki anlam hâlâ duruyordu. 2002 Nisan’ında Afgan Kızı’nı yeni yüzüyle tekrar kapağa taşıyan National Geographic, ona en büyük hayalinin ne olduğunu sordu. Şerbet, tek isteğinin ‘hacca gitmek’ olduğunu söyledi. Ve dergi Şerbet’i ailesinden 7 kişiyle birlikte hacca göndererek onun bu hayalini gerçekleştirdi. ZAMAN GAZETESİ |
|
|
|
| Bookmarks |
| Bu Konuyu İzleyen Aktif Kullanıcılar : 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Görüntüleme Modu | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| National geographic kanalı | mertol | GOLDMASTER | 2 | 19-09-2005 09:58 |
| dragon modül national geographici çözemiyor mu | iskete | Dragon & T-Rex Cam | 3 | 11-03-2005 18:58 |
| Tum kyotoculara Lazim İdent numaralarini vereyim | AtthenA | KYOTO | 6 | 16-02-2005 11:27 |
| national geographic | ssunday | Dijital Haber Yorum Sohbet | 5 | 02-09-2004 17:16 |
| Desteklediklerimiz | |
| Onsayfa.Com , cfturkey.com, birbirgidiyor.com, friendworlds.com, cpanelbuy.com, uyduariza.com, teknobilge.com | |